makara tukara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
makara tukara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2012 Perşembe

biraz daha kok be


geçen kış ocak ayı. fener kayseri maçı var. kadıköy'de ilk maçım olacak. hayatımda yeterli ya da yetersiz bir çok sebeple ertelediğim çoğu şey gibi bunu da ertelemişim. pek de şaşırtmaz bu yönüm insanları. onların da yapısı bu yapacak bir şey yok. neyse çıktık cemo'yla, aldık biralarımızı, geçtik bi bahçeye içiyoruz. bir yağmur ki arjantinden boşalırcasına. bizim elimizde şişeler, üstümüzde çubuklular. götümüz yaş, başımız yaş, bünyemiz ayyaş...

sert davranmış olabilirim en baştan, özür dilerim. benim de yapım bu.

kayseriyi dörtledik çıktık maçtan. insan seli akıyor merdivenlerden. 'neresinden bakarsan bak merdivenler hep iniş' miydi hala? ama yok yok bu yepyeni bir imge olmalıydı. evet evet bu ürkek, titrek, kırılgan ve sokulgan bir sayfaydı. susardı çok. mutfağa, salona giderdim kanat gücüyle. geri dönüşlerimin hastasıydım. megaloman mıydım? yoksa bu benim hayatımın geri dönüş golü müydü?

kadıköyü asıl ben o hafta sevmiştim. gözlerinin içinde mutluydum, dizinin dibinde, saçlarının arasında. bazen yanağında... mutluydum gerçekten. kulağımda flört ün demli albümü çalıyor. sevmez olaydım, mutluyuz, istanbula dair...

sonra pek çok güzel gün, pek çok güzel gece. derinde olan ne varsa, aylardır yazamadığım, konuşamadığımız 'neyse' işte. kazıyamıyoruz di mi hala? seninki benden kara bizim hesap anlayacağınız.

hangi sarhoşluğumuzda hatırlamamışızdır mesela, hangi şarkılar onlar?  koku neden diğer duyulardan daha yalnızdır? biz neden günlerce aynı şarkıyı dinliyoruz? babam aşkı bu kadar güzel anlatmayı nereden öğrendi?

sonra spartak maçı. yine kadıköydeyiz. tonla hayal uçup gitmiş tabi. elenmişiz, sen gelmemişsin. ben gelirken bitmeyen eskihisar- kadıköy yolunu dönüşte camdaki yansımama içimi dökerek geçirmişim. epey dertliymişim  cam da sağolsun buğulanmış. ben yalnızlığın ilk tohumlarını o can suyuyla atmışım. nasıl olsa ali biçer. ali biçer.

tek yapman gereken biraz dışarı çıkarıp gezdirmekti belki de bu küçük çocuğu. tutmadı mı ellerini? sevmedi mi seni? aynı değil miydi öpüşü? sarılışı? hiç mi sevmemiştin bu hallerini? ben mi hep sarhoştum? o 'artık sevmiyorum', 'seninle bir gelecek görmüyorum', 'bitti' gibi cümleler ne zamandır oradalar? babam şişedeki o son dubleyi hangi ara içti?

bluzunu askıdan aldım. özenle katladım. o gün o bluzu içe doğru katlarken bitişini kabul etmiştim belki de. 'bu gidiş öyle diğer gidişler gibi değil olum ali' içimdeki ses titriyordu, ama dışımda yaprak kımıldamıyordu. şevkat göstermek büyük keyifti. ama biz göz yaşlarımızı birbirimizden saklamaya başladığımız günden beri içimizden gelerek gülemiyorduk.

her gün 'biraz daha kok be'

13 Nisan 2012 Cuma

6 Nisan 2012 Cuma

ne var kardeşim biz de bonobo çocuğuyuz?!

-- bu başlık; küfür, cinsellik, aslında hiçbir türlüsünden hoşlanmasak da azıcık ucundan şiddet içerir --

abilerim, ablalarım, bu seferki "halil pazarlama" adlı köşemizde sizlere primatlar takımının hominidae familyasına dahil pan (şempanze) cinsini oluşturan iki türden biri olan bonobo' yu tanıtacağım. bu bonobolarda bizim insanımızdan farklı olan en büyük özellik anaerkil bir toplum yapısına sahip olmaları..bu sebepten de cinsel etkinliğin belirgin yansımasını bonoboların yaşam tarzından direkman çözümleyebilirsiniz..mesela 3-4 erkek bonomo derenin kenarından geçen dişi bonomoya laf mı attı, taciz mi etti, hemen dişi bonomolar mahallede her hafta altın günü yaptıkları arkadaşlarını çağırıp bu erkeği oracıkta eskitiyorlar..bildiğin leyveli, sopalı minibüsçü kavgası, ağzını burnunu kırıp ağacına yolluyorlar erkek bonobo' yu..ama bunlar öyle bir güruh ki, aynı şey erkek bonobo' nun başına geldiğinde "çağır bizim çocukları analarını sikelim aga" koordinasyonu sıfır, yediği lafla ya da dayakla kalıyor bizim erkek bonobo...

bazen diyorum ki keşke bonobo' lardan gelseymişiz, hani evrim denen hesap kitap sistemleri darwin amcanın dediği gibiyse bonobo' lardan başlasaymış ya bizim süreç..ciddi söylüyorum sizlere dünya çok $ükela bir yer olurmuş be...evrim evrim evrildik de ne oldu aga, ya da hadi şöyle diyelim, havva anne elmaları mideye hüpletti de ne oldu..petrolüydü, silahıydı, savaşıydı, açlığıydı, doğal yaşamı katletmesiydi derken afedersiniz güzelim dünyanın başına tüy diktik, dikmedik mi oğlum niye bakıyorsunuz öyle suratıma?! sen dikmediysen senin arkadaşın dikti, o da dikmediyse onun arkadaşı dikti, arkadaşına "agaa ayarlasana leaaaaan" dediğin kız var ya..o dikti işte..neyse kim neyi dikti kim kimi s**ti bunların hepsi ayrı bir platformda tartışılır, konumuz da bu değil zaten...

bu bonoboların sosyal yaşamlarını yerinde incelemeniz lazım sevgili dostlar..geçen atladım uçağa bizzat zaireye gittim gördüm, orada bizim eski mahalleden şarküterici iskender abi dükkan açtı çoluk çocuk zaireye yerleştiler, onlarda kaldım ben de işte 4 gün..bonobolar gerçekten marjinaller!..seksin her varyasyonunu bizzat tatbik etmekteler ve bazı durumlarda bunu ödüllendirme biçimi haline getirmişler..bonobo primatının gönlündeki güzelliğe bakarmısınız?! gerçekten hepsi çok düzgün, çok delikanlı primatlar...ben kendilerine kefilim, ortamlarına ilk girdiğimde kendimi tanıtırken "i am turco, turk, ottoman empire, sülüman gebeyim" falan dedim yüzlerine bir gülümseme indi, inanır mısınız kendi milletimin insanı bana bu güzellikleri yapmaz..bir itibar, bir izzeti ikram, sağolsunlar müthiş ağırladı çocuklar beni, gidin siz de yerinde görün o kadar diyorum yani..

bazen kendi aralarında muhabbete daldıklarında onları izledim uzun uzun ve kendime dedim ki, ya bu çocuklar mutlu be! hakkaten mutlular..sürekli bir yatış halindeler, durmadan sevişiyorlar..dereye giriyorlar gusül abdestlerini alıyorlar, sonra tekrar yatıyorlar, yemek yiyorlar, sevişiyorlar, yatıyorlar gidip gusül alıyorlar yine..içlerinde bir iman kırıntısı mı derler ne derler o da kalmış hani..dedim ki kendime kendime onları izlerken, bu bonobolar vallahi bizden akıllı..çocuklar mutlular abi, evrimleşmemişler kalmışlar öyle primat primat gül gibi geçiniyorlar, kafaları rahat..bir de bize bak; senelerce okul oku, iş ara, işe gir çalış, gecen gündüzün birbirine girsin, sürekli sinir stres halindeyiz..evrimleştik, insan olduk da ne oldu?! insan olmuşuz ama o günden bu güne sadece adımız insan kalmış..

yalnız bonobo kardeşlerimde tasvip etmediğim bir iki şey de yok değil hani..bir kere public sex çok yaygın, kimse eşini, sevgilisini alıp ağacında romantik dakikalar yaşamanın derdinde değil..bilmiyorum belki de hepsinin evi 11.-12. katta olduğu için in çık zor geliyor çocuklara..bildiğin afrika' nın ortasında, zairede, amsterdamdaki sex theatre ekolünü yaşatır olmuşlar..eş, dost, akraba, çoluk çocuk, hiç takan yok..dişi bonobo bir yandan erkeğinin vücuduna seri şekilde tekmeler savururken bir yandan da "uçur beni itoğlu it, göklere semalara fırlat beni, çık üstüme kır kemiklerimi sesi mozambikten duyulsun" şeklinde kur yapıyor..anlayacağanız dişi primat bildiğiniz gadana abla kıvamında agresif hareketlerle erkeğini döve döve sevişmek istediğini iletiyor...allahtan bu durum bizde geçerli değil...toplum olarak kadına şiddet uygulamada bir dünya ekolü olduğumuzdan bu tarz bir cilveleşmenin bedeli çok ağır olabilirdi..

lafı çok uzatmak istemiyorum sevgili dostlar..ama bilin de istiyorum ki bonobolar dna verilerine göre homo sapiensle (senden benden bahsediyorum) yüzde 98 oranında benzeşmekteymişler ve bu yatkınlık gorillerden daha fazla. dna' nın kritik bölgeleriyle ilgili yapılan bir araştırmaya göreyse yüzde 99.4 oranında bizlere benzer oldukları bulunmuş...

neyse, bu enteresan bilgiyi de sizlerle paylaştıktan sonra zaireli dostlarımı bir de kendi gözlerinizle görün, bilin, tanıyın isterim..gerçekten çocuklar çok güzel çocuklar, kafadan on numara beş yıldız hepsine...kalptesiniz bonomolar, eğer bu yazdıklarımı okuyorsanız tekrar söylüyorum bak, bir gün mutlaka istanbul' a bekliyorum..midye dolma, turkish kebap, raki balik, boğaz..bak o kadar anlattım..charlie bak sana özellikle söylüyorum bir gün yengeyi de kapıp geliyorsun, sizi machine diye bir yere götüreceğim ortam inanılmaz...şimdiden çok özledim hepinizi, allah' a emanet kardeşim...

28 Eylül 2011 Çarşamba

kısa bir yürüyüş

köşebaşlarını tutmuş kapkara gölgeler
ki içlerinde tarifsiz koyulukta yılanlar gezer

göremezsin ısırınca ışığı eskisi gibi
elinde hep bi tesbih hep bir fener
hani diyorum kibrit onun eskisi gibi
şşşş sen beni dinliyor musun abi?

'ah be hafız hep yanlış yollarda yürüyorsun
''burdan döneceksin'' diyorum dönmüyorsun'

umutlar diyorum be abi.
çoğu zaman insanlar farketmeden
hayatlarını boşa harcamış olsalar da
onları kolay kolay harcayamıyorlar,
geçmişi bir kere bile akıllarından geçirmeden...

'saçmalama hafız sen kendini bu kadar düşünmezsin
bir yanlışlık var bu işte ama şimdi tam kestiremedim'

hayat akıp gidiyor be abi baksana geçmişe
gelmiyor beklediğimiz günler sanırsın gitmiş çişe
bira göbek yapıyor diyorum be abi napalım
spora başlamak lazım,
biraz da terle boşaltım yapalım.

'ulan bu uydu senin kafana düştü de
kamuoyundan mı saklanıyor yoksa?'

yok be abi bilmem kaçta bir ihtimalmiş
oda bize düşeydi de bari ölümüz göreydi iş
çok bunaldım abi bildiğin gibi değil
ruhum da üstelik en çok bu gel gitlere esir

'sen ihtimalleri hesaplayabilsen kumarı severdin be hafız'

hayat en kolay kazanılan mıdır
yoksa en zor kazanılan mıdır be abi
hayatınla kumar oynamaz mı her insan biraz?
hani tavladan çok,
barbuttan çok çok daha az

'az konuş be hafız geldik burası'

ben uzaylıyım abiii

'memnun oldum ben de kılark geybıl'

estağfirullah abi öyle demek istemedim

12 Ağustos 2011 Cuma

Çoraptan Çıkan Parmak

yılandan korkmam incisözlük okuyan kızdan korktuğum kadar.

açık açık küfür eden bunu facebookta twitterda yazan, saçma sapan bir erkeklik modeline bürünmüş futbol dialogları yapan kız lafım sana ulan allah aşkına seni bu şeklinle çekici bulan var mı? neyin peşindesin, az zorlasak magandalıkta yapacaksın. halepçe katliamında üstüne bomba düşeydi, afrika kabilelerinin eline düşte önce sünnet etsinler sonra balta sapıyla kafana vursunlar. bi de saçma sapan zerzenişler, bi sapkınım modeli... hay yalovanın bıçkın delikanlısı ahmet abiyle denizler altında 20000 fersah adlı bir uzun metraj dizi çekseniz.

erkek abaza beter, bayan abaza ise nirvanadır. götü başı ayrı oynar, ucuzluktan kokar.

erasmus öğrencileri candır, canandır. turizme hep destek tam destek mantalitesiyle yola çıktık.

hey bayan söylediklerimi yanlış anlama! yıllardır "balık etliyim ben" kavramı altına saklanarak günlerini homini gırtlak şeklinde geçirdin. 200 groston oldun yanların böghhhh, selülitlerin oghhhhhhhhhhh oran buran ayrı. "BALİNA, BALIK DEĞİL MEMELİDİR." aynaya bak delirtme admaı

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Soyunmadan Sevişelim Reca Ediyorum 2

snoop dogg büyük bir kişilik boy pos endam endaze. eğer simetrik bir vicudu var ise ve ten rengini de işin içine katarsak, art arda 183720 tane yalan atmış pinokyonun burnuna benzer bir uzuva sahip olma ihtimali pek bir yüksek.

bir insanın apachi olabilmesi için gerek yeter koşullar nelerdir? toplum içinde takılabilen bireyin bu kavrama girme nedeni ne ola ki? erkek apachileri kazığa oturtarak öldürmeli, kız apachileri taşlayarak.

hanım! hanım! uyan, nerde benim roket atarım?

gecenin ilerleyen saatleri ve az terlemişliğin ardından gelen ve en bayıldığım ama nedense asla inanmadığım o mükemmel cümle:
"yaa aslında eski sevgilimle, biz hiç bu kadar ileriye gitmemiştik."
hadi lan ordan, misket mi oynuyordunuz?

huzura doğru atılan her adımın yaratmış olduğu hazzı kolay kolay tatmak mümkün olmuyormuş. bir çok kavramdan çok daha değerli açık ve net.

avşar kızı(hülya avşar), kaya bebek (kaya çilingiroğunun veleti)... ulan ne anlamsız tabirler bunlar.

kafasına kalaşnikof mermisi girdi adam dur daha değil dedi. harbi azimle gaz salınımı yapsa ufak bir kasırga yaratır imparator.

mahsun kırmızıgül: "Türkiye'nin en büyük vantilatörü fatih terim de burda." kafan jetgillerin aracı düşsün.

çift haneli iq sahiplerine idam cezası verilse katliam çıksa ülke nüfusu bir milyon civarında seyretse ne de güzel olur. eminim en aşşağı 15 şehir komple ter temiz olur bir kaç büyük baş hayvan kalır ama yine insan kalmaz o denli.

- "burası maltepe tayfun, burada adamı poposundan şey ederler!"şaaapppppp tokat gelir

kuş beyinli ne kadarda samimi bir hakarettir, ilk karşına çıkan bireye kuş beyinli diye seslen, reflekslerine sahip çıksın ve sana bakmasın. bunu yap.

rastları özleme sebebi 1: - "aaa rastaların çok güzelmiş yaa, ne zamandan beri rastasın?" soruyu soran cinsiyet pek bir önemlidir, rastadan nefret etme sebebi de olabilir, ama genel olarak özleyeceğim bu soruyu.

- "ama ben hastayım!.." şimdi mi söylenir lan bu, hane tam bu pozisyonda? yapmayın, etmeyin, ömür törpülemeyin, bari bunu gizlemeyin.

üçgen vicut yapmama son 2 ay diyorum, açı ölçerleri hazır tutun.

kalp kıpırtısı var ama çok ince çıtır, hayırlara vesile olsa bari.

heyecanlanmak güzel ama birini heyecanlandırmak paha biçilemez.

yazımın anlamsızlığı gözünü korkutmasın hepinize yetecek kadar şefkat mevcut ben de come on

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Feel The Diffrence

Feel the diffrence dediler parçası olma yolunda adım attık. güzel bir imkan yakalamış olmanın vermiş olduğu mutluluğu siz değerli dostlarım arkadaşlarımla paylaşabilmiş olmama çok sevindim.

çok sevimli bir yol ayrımına girmiş bulunmaktayım ve bu yolda kat ettiğim her mesafe için siz güzel insanlara bir kez daha danke schön diyorum. cümlenize yunus bülbülden dankeşön sevgilim adlı nadide parçayı armağan ediyorum.

20 Temmuz 2011 Çarşamba

İncit MEME'li




Vedat Özdemiroğluna bir sosyal paylaşım sitesini kullanarak mesaj attım, kendisi bana geri döndü "eyvallah".

ben klonlanana kadar veliahtım yok, mütavaziliği kendime şiar edinmişimdir orası ayrı.

behlül öğlen saatlerinde hala kaçıyor.

bu hayatta dost,kardeş sayın çift haneli sayılara ulaşıyor hatta onları geçiyorsa there is a big problem with u maaaannnnnn

balkon, nargile ve hoş sohbet...

gırnata derler klarnete roman kardeşler. ne de güzel üflerler, ahhhh ulan ah dedirtirler insana.

ben buraya yazana kadar çemişgezek ilçesinden hangi birinizin haberi vardı? sevdalıları dahi var girin bakın http://cemisgezeksevdalilari.com/

gümüş böcekleri kadar sevimli, uysal hayvan gelmiş midir dünyaya sorarım size?

uzaylı türkücü mustafa topaloğlu!!! gerek ünvanı, gerek kişiliği, gerekse akıcı konuşması ve kurduğu mantıklı cümlelerle hayret-ül vahşettir kendisi.

hıncal ağabeyin uzmanı olmadığı bir konu varsa, hemen o konu üzerine yüksek lisans çalışmalarımı başlatmak istiyorum.

Türk insanı abazan ırkından birşeyler kapmış. hilal cebeci MEME başlığı altında incelenmeye başlanmalı. google trends sonuçlarına bir bakıyoruz kadın uçmuş gitmiş.

gereklilik kipini öğrendiğimiz tarkana bir teşekkür de benden


"erol köse acaba neden var" sorusuna bazen o denli kafa yoruyorum ki anlatamam.

parlayan bir yıldıza bakarken gözlerin duruma alışması sonucu parıltının gözleri kör etmemesi parlayan yıldızımıza olan aşkımızın öldüğünü göstermez, gösteremez. ama yıldız buna küser, durduk yere tatava çıkarır ve "bu koskoca evrende sen kalktın bana aşık oldun ama artık ben seni etkileyemiyorum bitti, aradaki bağ koptu" derse, yerli yersiz hayranlığını ifade etmesine rağmen minik yavruya durmadan tavır alır, kafasını sikersen, o yıldız olmasa da pek bir şey değişmeyeceğinin farkına varan küçük çocuk artık sikler mi seni yıldız efendi?

ufak birer parçası olduğumuz bu kainat varya en kralından milyonlarca gördü, sen kral değilsin, insan suretinde gümüş böceğisin sen. pencere pervazlarında saklanıp, karanlıkta çıkıp şöyle bir göz gezdirip yuvana tekrar geri çekilensin. sana verilen değerin büyüklüğünü bir terlik şapırtısıyla hissedebilirsin ancak.

raid'le ölse yaa şu örümcek ağı ile kaplanmış, ucuz beyinliler.

kıllanan adam vardır, ali bilir de siz bilir misiniz onu ben bilmem. sizin bilip bilmediğinizi ali bilir mi orasını hiç siklemem.

göster kendini skilachi!

kutsal damacana itmen! mihenk taşı, başyapıt, masterpiece... yapımcılarından, oyuncularına komple nalet ettim.

okuyucu sayımız milyonları aştı arkidiş.

8 Temmuz 2011 Cuma

gayri ahlaki yazı

sakallarımı 40 gün kesmem. sonra 2-3 gün sabah akşam keserim. hayatımda değişen bişey olmadığını farkedince yine 40 gün kesmem. 40 gün her gün içerim. sonra 2-3 gün içmem. hayatımda değişen bişeyin olmadığını farkedince yine 40 gün içerim.

her şey o bir tekli sigarayla başladı. kova hastalığını öğrendiğim zaman dünya başıma yıkıldı. ömrüm dört duvarın arasında hortumlara bağlı oksijene bağlı yaşamakla geçiyor. bir nefes için neleri feda etmezdim. ama çok geç kaldım. çok çok geç kaldım. sigara pişmanlıktır. ben dedim elde içmeyelim kafa yapmaz diye.

kadınlar erkek ruhundan anlamıyor azizim. 'sikiliri var' aslında bir övgü cümlesi. bu romantik ve çözüm odaklı cümleyi bir hakaret olarak algılarlar. ama bir kadın bir erkek hakkında 'sikeri var' dese, erkek buna hiç gücenmez. kadınlar bardağın hep boş tarafını görüyorlar.

bu arada bardak demişken, dün adapazarında bir minibüste bir yazıyla karşı karşıya geldim. 'hayat bir çatlak bardağa benzer; içsen de boşalır, içmesen de...' yazıyordu. başta anlayamadım ama sonra birden çakralarım açıldı ve kafamın üstünde bi serinlik hissettim. minibüsçü abimizle uzun uzun varlık felsefesini konuştuk.

adapazarında oluyor bu tip olaylar. küçümsemeyin sakın. çok gelişmiş bir sözlü sokak kültürüne sahip. bundan 5 6 sene önceydi sanırım kafam başak bi şekilde bindiğim minibüste 'dalgasız denizde herkes kaptan' yazısıyla karşılaşmıştım ki yazının asıl anlamını çözdüğümde 'inecek vaaaaaarrrrr' diyerek terk etmiştim minibüsü. o yük bana artık fazlaydı. insanlarla paylaşmalıydım bu ilahi mesajı. ama soğuk hava ciğerlerime dolunca 'erken indim galiba aq' dedim ve bi sonraki minibüsü bekledim. sonraki minibüsün şoförüne parayı uzatırken 'dalgasız denizde herkes kaptan' desem şoför beni dövebilirdi. ama olsun kafam güzeldi hissetmezdim.

kafanız güzelken sivil polisten ateş istemek ahirette zebaniye 'cennet ne tarafta' diye sormak gibi bişeydir.

konuyu bi türlü toparlayamıyorum farkındayım. aslında toparlamam da şart değil bunu biliyorum. aranızda bir nurullah ataç olmadığını biliyorum. he olsa noolur? çok da fifilasyon aq. önce bi kafamı toparlamam lazım. sonra konuyu toparlarım bi şekilde.

hayat kısa, kuşlar uçuyor; keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

27 Mayıs 2011 Cuma

Ferhunde'nin Memeleri



flashvars="hostname=cowbell.grooveshark.com&songIDs=24471558&style=metal&p=0" allowScriptAccess="always" wmode="window" />


bir yandan şarkıyı dinleyin gebeşlik yapmayın can sıkmayın ulan.

koltuk altı teri dışarı vurmuş insana karşı bakış açım değişir, bayansa eğer anlık bir git gel yaratır hele bi de güzelse ceketimi çıkartıp üstüne örtüp hemen en yakın hamama gidiyoruz diyesim gelir.

5 yaşında çükünün farkına yeni varmış bir bıdırcık edasıyla grup içinde dahi elinde ki bülökbörüsü veya ayfonuyla oynayan kişilerin gıdılarından mıncırmışlığım vardır.

kimi zaman kelebek gibi uçarım arı gibi sıçarım.

köhne bir otobüste kofti tiplerle yolculuk yaparkene bi anda kalkıp en orta yerde samba yapasım gelir. foseptik çukuru tadında ter kokan muavin arkadaşın yapmış olduğu işin ne kadar zor olduğunu bildiğimi belirtirkene şunu da iletiveririm kendisine "eyüp sabri tuncer kolonyalı mendili ile temizle ulan bari".

buhar kazanı düştü kafama umarım küçük sıyrıklarla atlatırım.

fakültemizin gülü erman aker. edinmiş olduğu tecrübeleri, yaşadığı onlarca badireyi iyisiyle kötüsüyle bir potada harmanlayıp üzerine katmış olduğu sarımtrak nüktelerle ve o her çağın bakış açısıyla yaklaştığı durum analizleriyle adeta fenafillahizm akımının lideridir kendisi.

uzakta bir söğüt var, dallarından sarkan yaprakları esen karayel eşliğinde yerkürenin ruhunu okşuyor. arkada batmakta olan güneşin gökyüzünü saran o eşsiz kızıllığı... kulakları sağır eden bir sessizlik huzurun en geniş göstergesi. rüzgarı kanatlarının altına almış olan martıların raks etmesini izlemenin vermiş olduğu tarifsiz haz... bu anı yaşayamamak mı kaybetmek, yoksa kaybetmişlikten dolayı mı bu anı yaşayamamak? to be or not to be, that is the question dude

her arı bal yapmaz kimisi kakasını yapar.

hani bi yerde birisiyle göz göze gelirsin yaa, sadece içi gülen gözler ve masumane bir enerji akışı olur yaa, zaman durur da sadece sen yaşarsın yaa ve anlık büyüyü bozmamak amacıyla gidip dialog kurmaya kalkışmazsın yaa bu durum çift kişilik ilişkideki orgazma yakınsayan bir durumdur. yok çok abarttım yakınsamaz herhalde. ama sonuç olarak çok güzel lan.

şimdi ki çocuklar çişlerini yaparlar çişlerini yaparlar popoları kuru kalır, bizim zamanımızda götümüze bez bağlarlardı, osursak ıslanırdı.

E-5 kenarındaki bariyerler üzerine çıkıp amele çöküşü yapan insan sana saygım sonsuz.

bizim çocuklar bir diyet yaptılar allah sizi inandırsın parmak çocuk boyutlarına küçüldüler. tıp terminolojisinde "çük kadaaaa mide" olarak tabir edilen, halk arasında "mide küçülmesi" olarak bilinen ayrıca roman kültüründe "mide amcıklaması" şeklinde yorumlanan çaresiz bir hastalığa yakalandılar. cengal ve utkucan kardeşlerimiz için dualarınızı esirgemeyin.

çözümlemek güzel ama en güzeli çözmek be kardeşim.

kısa monologumsu dialog:
- dedim "hacı naber", "iyi be hacı" dedi.

insanoğlu hep istiyor ki et ete temas etsin, ama düşünmüyor ki yek pare bir vücudun farklı uzuvlarının birbirine teması aynı şey değil.

"acı ye isot ye geçer hatta acılı lahmacun ye turp gibi oluverirsin"

"hergele nedim arsız karısını kesip rendeleyeli" kaç yıl oldu hiç birimizin haberi yok.

milletvekili de öpüşecek, seks yapacak. benim mantalitem "onu düzmese bizi düzecek" bırakın "pancar motoru" gibi çalışsın. beline kuvvet.

"ıraksak şaşırma sabrımızı taşırma" gaz türbinleri dersinin vazgeçilmez özdeyişidir, benden...

istedim vermediler sen şöförsün dediler.

hürrem o devlet meselesi yaptığın yüzüğü bulduğun zaman, rica ediyorum üstüne otur.

buralardan uzaklaşırkene iz bırakmam, arkanızdan usulca sokulur kaşlarınızın arasından mıncırırım.

11 Mayıs 2011 Çarşamba

takılma gidenlere bırak gidenleri eve mi gidiyolar? nere gidiyolar?



yahu nasıl özlemişim nasıl özlemişim seni bir bilsen!

ayy çok acaip böyle tüylerim diken diken oluyor yani yazarken, o yüzden çok yazamayacağım, çünkü bu "diklik" beni rahatsız etmekte...

az önce uğuru taksime bırakıp, dönüşte cahit abiye gittim şarap almak için, bakıyorum böyle şaraplara acaip acaip, seçemedim bir türlü...senin için köpek öldüren getirdim; bak şu elazığ şarabı bak bu ankara şarabı falan diye konuştu durdu da ben yine seçemedim amanakoyim..neyse o esnada kerem falan aradı oraları anlatmayayım gereksiz muhabbet..ben keremle konusurken cahit abi güç bela kıç kadar boyumla zıplaya zıplaya raftan indirdiğim şarabı (ki kendisi benle boyun kısa olummmm diye taşak geçmekteydi ben şarabı almaya çalışırken) yerine koyup kafasına göre dolabı açıp 5 (yazıyla beş) bira koydu siyah mı siyah büfe poşetine..."abi!" dedim napıosun, gözünü seveyim bu kaçıncı vallahi billahi mahçup oluyorum yapma etme vericem ben bunların parasını falan derken, lan olum seni sikerim bak, akıllı ol, adam ol, amını götünü yararım senin dedi...offf...olum bi tırsmışım bi tırsmışım...doldurdum resmen donumu lan..anamm...çok acaipti...

neyse bu muhabbeti yemediyseniz burdan devam edelim...tabi ki öle pis, kaka muhabbetler etmedik..neden mi?..çünkü biz moderen insanlarız kardeşim, bak cahit abinin nüfus cüzdanındaki doğum yerine, eşşek kadar NİŞANTAŞI yazıyor...bizzzaaatiii nişantaşı çocuğudur kendisileri...sevdirir kendini, rahat girer aranıza...

cahit abi biraları poşete koyunca ben de dedim ki; "bak cahit sikerim suratını, bir değil iki değil amınakoyim, götümüzde gözün mü var ne ayaksın..."

yok be oluuuuuuuuummm dedi...n' alakası var, maksat muhabbet olsun....eee amanakoyim dedim o zaman oturalım içelim artisliğin kime...neyse, oturdum sonra tezgahın arkasına başladım içmeye, arada dükkana müşteri girip çıkıyo cahit abi işerken, yok gofretiydi, yok çokonatıydı, amına bezi, cebine sigarası derken para altı para üstü benim kafa e=mc^2 kadar basit görünüp, içine girdiğinde yarrak gibi bir hal almakta..

oturduk içiyoruz, cahit volkan konak falan açıyo onu dinliyoruz, dükkana girenlere volkan sever misin falan diyo...amanakoyim kafaya gel; adam elmalı soda var mı diye soruyo bizimki volkan sevgisi peşinde...kazara adam hiç sevmem orospu çocuğunu falan dese ikinci bir tekel savaşı çıkacak, tezgahın arkasında da ben; "abi yapma gözünü seveyim, cahit abi atma, dur abi viskiyi atma, bira at abi votka atma, abi, cahit abiii" diye giden şişelere hallenicem..onun da kafa güzel oldu, benim de kafa güzel oldu, o soruyo ben gülüyorum...niye gülüyorum çünkü kendisine soru sorulan zenci siki görmüş gibi hayranlık ve şaşkınlıkla bakmakta, "tabi ki seviyorum" diyor, zenci şeysi sevilmez mi, sesi güzel, dişi güzel, atletik, her bişeysi güzel diye lafı döndürüp duruyor..

bizim cahit çok duygusal çocuktur..

o değil de bu zenciler de çok acaipler lan, ingiltere ve amerikanın komple zenci olduğunu düşünsene amınakoyarlarmış piyasanın...kapital bizde babaaaaa, ne konuşuyosun...bilim, teknik ve neyşınıl coğrafik...bizimki her coğrafyada neyşınıl...

abicim bu dünyada "kinglik amirliği" diye bişey varsa büfe olayında bu ünvanın sahibi cahit abidir...ayaküstü ders notlarım arasına sokuşturduğu rus votkası mı kaldı, kırmızı tuborg mu kaldı, adam harbiden king be kardeşim!...bu aksam da içtik içtik bissürü, giderayak 9 tane bira dolu poşeti tutuşturdu elime...yazıyla dokuz..yanlış olmasın..

------bizimkisi bir proje hikayesi, siyah beyaz, benim gibi biraz-------

Kerem Mudanyali:
gankaa
içiyomusun bakem
cengiz öz (01:34):
aynen keremcim
ben bilerek sana erken online oldum
cengiz öz (01:35):
kafam modernken
Kerem Mudanyali:
hadi ya
cengiz öz (01:35):
ama şu an hakkaten kafa musait deil, güzelim..
Kerem Mudanyali:
geç geldim a.q
kanka ozman siktir et
yarın falan sen müsait olunca ben sana sorarım
cengiz öz (01:35):
daha zamanı var keremim, ben sana destek sağlarım.
Kerem Mudanyali:
şimdi kafanı bulandırma
cengiz öz (01:36):
ama bu aksam offlineım
yardım etmek istesem de edemem
Kerem Mudanyali:
eyvallah dostum
anladım
sen takılmana bak adamım
devam et
konuşuruz yine
cengiz öz (01:36):
eyvallah karşim

--------------------------------------------------------------------

bu arada PAROV STELAR' ı çok seviyorum

--------------------------------------------------------------------

ya amanakoyim ne anlatıyoduk nerelere geldi muhabbet, dur ben şu yazdıklarımı bi baştan okuyayım ona göre devam edicem...

oha, dikelmişim lan bi ara...

tamam muhabbete geri dönüyo gibi yapıyoruz şimdi...ya olum bizim sokakta bi kız yurdu var, ben böyle kız yurdu görmedim acaip hatunlar var içerde amınakoyim...hele ki bi tane hatun var pis kesiyorum sürekli etek giyiyo kumral bişey böyle hafiften çekik gözlü falan iki üç kere denk geldik (rakamla 2 3) gözleriyle yiyiyo beni..."yersen"...ama hatun hakkaten fenafillah..

hatunlar edebiyat gibidir..bazen anlamadığın yerin defalarca üstünden geçmen gerekir...

bakma sen, edebiyatım iyidir kalemim çok güçlüdür benim, on kırmızı tuborg gücünde kalemim var benim, geçen arkadaşın koluna "şakaaaaaaaaaaaa" diye batırdım, twitterdan ahmet hakana "senin ananı sikerim" diye tweet atmış...gereksiz hareketler işte...sen kendini bil kendini, yoksa sikerem ha seni diye boşuna dememiş aşık mahsuni...ama işte bunu anlamak önemli herkes anlamıyo, kafayı yakalamak önemli...

edebiyattan bi bok anlamadığımı anladıysanız kaldığımız yerden pislik saçmaya devam edelim...

size başımdan geçen çok ilginç bir olayı anlatayım diye lafa giren dalyaralesler var ya hani, ben uyuz olurum böyle adamlara; anlat amanakoyim işte neyin tatavasını yapıyosun..çok ilginç gelirse zaten biz iç çamaşırı giyinmeden hortumla sularız birbirimizi romanish pop klipler kıvamında...uyuz oluyorum lan hakkaten öyle böyle değil acaip uyuz oluyorum böyle tiplere...

bu arada size başımdan geçen çok ilginç bir olayı anlatmak istiyorum..geçen okuldan çıktım, metroya giricem yürüyorum işte okuldan çıkalı 50 metre olmuş olmamış...adamın biri geldi ve dedi ki; "kardeş, burada ege üniversitesi mi varmıymış, buralardaymış" dedi...elinde kağıtlar falan...bak çok ciddiyim, hakkaten şaka değil bu anlattığım, adama tarif ettim lan okulu 5 (yazıyla beş) dakika...itü diyemedi lan adam, ege varmış dedi...lan olum itü o dedim...ege yok mu dedi...dayanamadım, ananın amı var hangi bölümü arıyosun sen dedim, follup meslek yüksek dedi..menstruasyon gezisinde o bölüm, molpedin var mı? dedim...

cahit abiyi unutmayın lan, konu değişti ama siz unutmayın, cahit abiyi yaşayın yaşatın, bambaşkadır kendisi..msnini verebilirim..

kafam adapazarı gibi oldu amk...

15 Mart 2011 Salı

kırmızıııııı beyaaaaaaz benim adım cemiiiiil

bazı olgun kadınlara 'şarap gibi kadın' derler ya hani ben onu anlamıyorum arkadaş. neden sadece olgun ve güzel kadınlara şarap yakıştırmasında bulunulur ki? hepimizin bildiği gibi gayet kötü şaraplar da mevcuttur.

yıllandıkça güzelleşiyor falan diye düşünüyolarsa eğer her şarabın bir içim tarihi vardır, o geçti mi tadı bozulmaya başlar. kimisini 3 sene içinde kimisini 20 sene içinde tüketmen gerekir. tadı 40 sene bozulmayan şarap bulduysanız hayatınıza anlam katar, doğrudur ama 3 senede içilmesi gereken şarabı 40 sene bekletmenin anlamı yok be hafız.

şarabın bozulmaması için karanlık bir ortamda ve yatık durumda bekletilmesi gerekir ki mantarı ıslansın. karanlık ortam ve ıslak mantar, çok erotik.

cemal süreya şöyle demiş:
'saat on ikiden sonra,
bütün içkiler,
şaraptır.'

bence eksik

'saat on ikiden sonra,
bütün kadınlar,
içkidir.'

her kadın kafa yapar, kimisi daha güzel. tadından daha çok kafasıyla ilgileniyorsanız her kadın her yaşta içilir, kimisi daha güzel. her kadın şaraptır, kimisi daha güzel.

20 Şubat 2011 Pazar

öptüm seni şap şup

alkolün damarlardaki devir daimi hızla devam ederken siz bir kaç bişe sölemeyi kendime bir borç bilirim. moda deniz kulübünde tanıdığım 30 lu yaşlarında ki murat abimin katkılarıyla. gençsiniz olum bakın dalganıza, öğrenci evi var mı ondan bahsedin bana şeklinde ki yaklaşımı saygıyla karşılıyor, aşk, meşk yalan kavramına ise teessüfle yaklaşıyorum. one night stand ile gelmedik ki bu çetrefilli dünyaya, yolumuza bakalım tek gecelik aşklarla. doğru insan doğru zaman

27 Kasım 2010 Cumartesi

kafan ne kadar güzelse o kadar güzel adabazar

kendimle yaptığım yoğun müzakerelerin sonunda 1 lt şarabın bana yetmeyeceğine karar verince 2 bira daha almak için evden çıkıp en yakın tekel bayii ye doğru yola koyuldum. uzaktan gördüğüm kadarıyla tekel bayii kapalıydı. aman allahım bu gecenin kötü sonu bu muydu yoksa gece daha yeni mi başlıyordu? vazgeçmek yok raki dedim kendime ve devam ettim.

tam ben tekel bayii nin önüne geldiğimde yandaki ara sokaktan iki tane kafası güzel bilge beliriverdi gecenin karanlığı içerisinden.

-selamın aleykum abi, sigaranız var mı acaba?

abiler 2 kişiydi. ikisinin de kafası samanyolu galaksisine nazire yaparcasına sonsuzluğa ulaşmıştı. biraz daha ayık olan abi:

-al abicim benden sana 3 sigara istediğin gibi iç
-eyvallah abi allah razı olsun

dememe kalmadan 2. abimiz sigara vereceği kişiyi kısa bir mülakata sokmak gerekliliğini hissetti ki kendisinde ensemi okşayarak ardı arkasına sorular sordu bana. ben de bir kedi mayışmışlığıyla cevap verdim ulu bilgeye:

-kardeş sen öğrenci misin?
-evet abi 6 senedir kurtulamadım bu memleketten
-kardeş sen adapazarının suyunu içtin mi?
-içtim abi
-adapazarının nefesini çektin mi?
-çektim abi
-adapazarının kokusunu aldın mu?
-aldım abi
-sen de adapazarlısın o zaman kardeşim al sana benden 2 sigara, nasıl istersen öyle iç

artık bana söylenebilecek tek bir söz kalmıştı. 'kafan ne kadar güzelse o kadar güzel adabazar' gerisi hikaye kardeşş

21 Ağustos 2010 Cumartesi

kaybedenin özgeçmişiyle yüzleşmesi

çok şarkılı platonik bir zincirin halkaları gibiyse ayaklarının altında yıllar ve sen yokuş aşağı gidiyosan bisiklet kullanmaya başladığın çocukluk yaşlarından beri, göz yaşlarının kaynağı sadece düşüş hızındır canım kardeşim.

' bu kalp durmadan geçer mi bu kalp ağrısı? ' diye soruyorsan ve bir fotoğrafın bile yettiğini düşünüyorsan ritminin iki katına çıkmasına, ' onu karşımda gördüğümde onun ellerinden gelmeyen hangi masaj döndürebilir ki beni hayata? ' diye merak içindeysen üstüne üstlük bir de, her kadını ona benzetmenin de ölümün habercisi kalp krizleri olduğunu bilmen gerekirdi. bluesdan başka bir şey gelmiyorsa aklına, doğal olarak sorarsın ' gözlerinin mavisi sahteydi, yüreğimin mavisi gerçek mi? ' diye

bol küfürlü bir kambur gibi duruyorsa sırtında yıllar, uzun zamandan beri aynı küfür çıkıyorsa ağzından çocuğum, artık dik durmayı öğrenmenin zamanı gelmiş demektir.

gerçeği daha çabuk kabullensin diye gidiş ve dönüş biletlerini tam kalbinin üzerindeki cebine koymuştun montunun. sonra aylar geçti, mevsimler değişti. iki gün önce montunu tekrar giydiğinde farkettin o iki bileti. aslında sıcaktan terliyor olmana rağmen hatta üstünde bir de mont olmasına rağmen hala üşüdüğünü farkettin.

o iki bilet dünyanın en farklı iki şeyiydi çünkü artık; otobüs ve tren.

sonra o geldi, sevdi seni. sen sana yapılandan daha kötüsünü yaptın ona, kırdın onu da. zaten yaptığın en iyi işti kırmak, üstelik parçaları toplamadan bırakmak. üzgündün belki ama tek yapmak istediğin eğlenmek ve eğlendirmekti sanırım, ' adeletsizlik bu dünyanın itici gücüdür ' diyenlerdendin belki de artık.
aslında problemini biliyordun sen de, edebiyatı yanlış oğrenmiştin. üçüncü çoğul kişiydi her 'o' artık.

uzunca bir süre böyle gideceğini düşünüyorsun ama belli olmaz belki uzunca boylu bir hatun girer hayatına, sen de dik durmaya çalışırsın yanında yılların kamburluğunu atmak için. belki de kısa boylu olur ama vurur sırtına 'dik dur' diye. tabi 'köpeğin duası kabul olsa kemik yağar' diyenler de çıkacaktır mutlaka ama kemikten ziyade hafif bi balık eti daha iyidir; rakıyla iyi gider.

1 Ağustos 2010 Pazar

Physics

fizik sınavı öncesi, hoş bir şekilde ruhu okşayan meltemin dalda zar zor tutunan eriği bireyin kafasına düşmermesinin ardından anlık yaşantı;
"Ne şimdi eureka eureka diyerekten koşmam mı gerekiyor?"
ah be koçum sen sınavdan 4 almayı bile hak etmiyorsun ama gel gör ki 40 üstünden 35 i çakacaksın.

ayrılıp barışmaca... eklemeden geçemeyeceğim demet akalın ve önder bekensir ikilisi... magazin programları ve webden gördüğüm kadarıyla önder tık tık yaptırıyormuş. tamam anladık medyatik olmak hoşlarına gitti ama yeter ulan. demet bebek kakası tadında ki o çirkin suratla ibrahimi ahk etmiyordun. topiş önderle mutluluklar.

pink floyd is the best...

tatilin heyecanı genelde tatilden çok daha geçerli bir olgu.

V-pills çok gereksiz "a-dostlar". sıkıntılı, dar ortam uzuvları her zaman ortama ayak uydurmuştur. nasıl ki küçük ayakkabı giyilemiyorsa, penise de dar alanda kısa paslaşmalar yaptırmak anlamsız. slip devri kapandı kardeşler. saldım çayıra mevlam kayıra demeli ve T periodu ile salınıma bırakmalı. (bkz: zenci ayağı)
(bkz: zenci uzantısı)

baylar bayanlar kaydıraktan kayarak osuranlar.

vedat abi(özdemiroğlu) alem buysa kartal sensin.

yazımın +18 hal alması pek normal yaz ayları, bikinili kızlar ve bol miktarda testesteron.

sex yapmak nirvanaya yakınlaşmak olarak görülse de bu çok yanlış bir kanıdır. sex ancak ve ancak (<=> anlayana) aşkla birleştiği an nirvana anlamına yakınsar. aşk yoksa amaç birikmiş miktarda spermi bünyeden uzaklaştırmak maksatlı. hey sen kandırıkçı pezevenk, ben kendime aşığım ve kişisel bir sex anlayışım var yalanı ile kırma kendi kendini. sexde hiç bir zaman "FİZİK" de ki sağ el kuralının yeri yoktur. o sex değil, masturbating sıpa.

lady gaga neyin peşindesin. alihan abimin ilgi alanına giremezsin, kakalachisine bile layık olamazsın.

öğrenci evinde klimaya göre gerçekten birşey yok. cıbıl cıbıl dolaşıp karşı dairede genç çocuk var mı yok mu düşünmeden takılıyorsunuz. yazık değil mi?

bizim oğlanlar akıllarını kullandılar ve sugaboyz oldular. parayı hak ettiler mi performansları göstericek, ama şurası aşikar akıllı çocuklar bizim oğlanlar. arkanızdayız. safiye soyman ile irtibattayım biliyorsunuz artık ben de o camiaya aitim. dükkanın reklamı olsun diye striptriz yapacak. işte metal bir boru lazım olmadı ahmet abi canlı kanlı bir boru temin eder!

özgürlük o kadar da abartılası bir olgu değil be küçük dostum. tek başına hiçbirşeysin bu koca dünyada. anlamsız bir dildo dahi seni kolaylıkla boynunu büktürebilir. boxer arasından özgürlüğe merhaba demek için süzülüyorsun ama yakışmıyor.

"sultan süleymana kalmamış bu dünya"

yanaklarınızdan mıncırır, gözlerinizden koklarım. muah

21 Haziran 2010 Pazartesi

gavur kukusu

yazın geldiğinin en büyük belirtisi, üzerinize afiyet, götlerde belli oranda bir terleme artışı ile vuku bulan o iğrenç nemli görüntüdür. bundan seneler önce pörçle yine bir yaz günü götümüz terlediğinde gidip anıtta gölge ve serin bir yer bulalım da oturalım demiştik. evrimin kayıp halkası burçak, 'neden geldiniz' diye sorduğunda pörç de haklı olarak 'götümüz terledi' diye cevap vermişti. o günden bugüne gelene kadar çok ter damlacıkları aktı bu köprünün altından azizim.

memlekete yaz geldiğinde genelde çoğu şeyde bir kısalma gözlemlenebilir. etek boylarındaki kısalma sokaktaki köpekbalığı oranını bariz bir şekilde arttırır. beş milyonluk raybanlar takılır ve apaçi olimpiyatlarından 'sığ sularda yüzme' dalında altın madalya hedefleyen binlerce shark üremek için memleketin dört bür yanına çoşku ile dağılır. üremek için beachleri tercih eden ve güneş gözlüğü takmayan sharkların gözlerinde anavatanlarında olmanın ve bu kutsal ayini gerçekleştiriyor olmanın mutluluğu kolaylıkla okunabilir.

yaz gelince geceler de kısalır, sevişecek arkadaşları uyaralım. acele et hafız, tam saha pres.

herkesin hayatının bir soundtrack i varsa eğer, çagonun romantik komedisinin soundtrackinin de ilk parçası erdoyla düet yaptığımız 'beyaz gül kırmızı gül güller arasından gelır' diye başlayıp 'yarim giymiş beyaz az'iye, cum'a nama'zından gelır' diye devam eden o efsane türküdür.

hey sen, 'yaz geldi ama yanlarım hala duruyor mu diyorsun?' artık bunları dert etme çünkü fırsat ayağına geldi. yan karın kaslarını çalıştırmanın en iyi yolu öğle yemeğinde 2 tabak kuru fasulye, akşam yemeğinde de 2 tabak pilakiyle 1 büyük rakı içmektir. sakın bu yaptığından utanma, hepimiz insanız, hepimiz osururken popolarımızın sağ veya sol lobunu belli bir açıyla yukarı doğru kaldırırız. durma devam et eriticeksin yanlarını.

tıp dilinde 'testis sarkması' diye tabir edilen kronik dede hastalığının yaz gelince yaş farkı gözetmeksizin her erkeğin başına geldiğini de hatırlatmak isterim. kanal d de yayınlanan doktorum programında bu konunun incelenmesi gerekli. devir pudra kartellerine karşı dayanışma günüdür arkadaşlar.

aşırı sıcaklar insanlarda belli miktarda beyin buharlaşmasına da sebep oluyor. geçen hafta trenle istanbuldan sakarya gelirken arifiye istasyonunda bir abi bindi ve tam karşıma oturdu. önümdeki masada gazeteler vardı. 'gazeteler sizin mi acaba?' dedi, ' buyur abi okuyabilirsin' dedim. 'bakalım kaç kişiyi öldürmüşler, yaparlar bu millet' dedi, sonra da hiç alakasız bi fotoğrafa bakıp güldü ve gazeteyi masaya geri bıraktı. 'velkam tudı cangıl' dedim içimden. seviyorum sakaryayı vesselam.

kafanın güzel olacağının ilk işareti, 'kafan nasıl?' sorusuna verilen 'bi ince çıtır' cevabıdır. boş geçmez tayfada kim bu cümleyi kurarsa kafası güzel olur.

yalova kamplarda denize sıfır bir mangal keyfimiz var ki hiç sormayın. geleneksele doğru gider bu sıcak yaz günlerinde. sonuçta layf iz bitiful in yalova yani, kim ne diyebilir ki?

tayfanın her yaz tekrar eden başka bir gelenekseli daha vardır, o da bir türlü gerçekleşemeyen tatil planlarıdır. neyse önümüzdeki maçlara bakalım, bu yaz güney komple bizde, rahat ol hafızz.

türk dilini ve argosunu çok seviyorum ama 'çok sıcak' demek yerine neden ' gavur amcığı gibi yanıyo' demeyi tercih ederiz bir türlü anlamam. sonuçta hepimiz köpekbalığıyız bir yerde.

15 Haziran 2010 Salı

Soyunmadan Sevişelim Reca Ediyorum

Sen varya sen insan suretinde hayvansın. evet sen boş sözlerin, boş gözlerle birleştiği bir birey, belki bir bile değil yarım. yok lan şaka gandırık yaptım sana. sadece at gibisin, seni görünce kişniyesim geliyor.

yalovada ayrıcalıktır "götümsüden" alışveriş etmek. gece bilmem kaçlara kadar açık olmanın, ayrıcalığını alkolik harekete yön vererek destekliyor. bu adam az biraz götümsü yahu. tayfadan anonimdir, ya da ben bilmirem, gidebilmirem.

türk insanı vanayı sever. nerde bi vana görse ve etrafta insan yoksa o vanayı çevirir, düşünmeden sonucunu. açıkta bir uç varsa, o uçtan petrol fışkıracakmışçasına heyecanlı, en az bir embesil kadar iştahlıdır o sırada. bugüne dek yüzlerce suçsuz insan hayatını yitirdi bu anlamsız davranış silsilesi ardından. bir de kendi başını yiyenler var. no problemo diyor ve geçiyoruz. doğal seleksiyon her zaman gerekli.

kırmanistan veya kürdistanın başkenti neresi olsun tartışması son buldu: "darıca hayvanat bahçesi". evrim teorisini kanıta sürükleme ihtimali yüksek bir halk yapısına sahip bu ülkenin ana dili koklaşmak olarak seçilmeli.

"aynen" kelimesini TDK lugattan atmalı. "aynen yaa" dediğinizi duyar gibiyim. kes artık şu salak kelimeyi kullanmayı(dinime söven, şamanist olsa). dialoğun oluştuğu ortamı düşünerek oku ama içinden;

- kanka bu sınav patlar haberin olsun.
- aynen amk yaaaa.
...
- karı tay gibi.
- aynen lan.
...
- kanka ufaktan çözsek mi bişeler?
- aynen moruk inceden kovalayalım, düşer belki 3-5 bişe.
- aynen aynen!
- aynen!
...
- dürümde kakamtrak bir tad var.
- aynen. o.ç 7den çaktı bi de.
- aynen ibnetor yaa.
...
- bıdı,vıdı,dıdı
- aynen hafız

bi de kürt 'aynen'i var "hee vallahhh".

güney afrika milli takımının ilk 11'i komple shark. adamlar taksimde etrafa yırtıcı gözlerle bakan köpek balıklarını andırdılar bana. bu arada extra information zenci kakası beyaz oluyormuş. kedi köpek misali.

tam şimdi mutluluğun anahtarını veriyorum sana. göz kapaklarını koli bandıyla yapıştır, burnuna uzun ve ince birşeyler sok, serçe parmakların örs çekiç üzengi üzerine gelinceye kadar kulağına sok. avazın çıktığı kadar bağırmaya çaba göster ama ses tellerini harekete geçirmeden. 15 dakikalığına fani dünyayala arandaki bağı kopar ve nurani yaratıklarla sohbete dal. belki benle bile karşılaşabilirsin uslu bir velet-i zina olursan.

yaşının vermiş olduğu heycanı müziğe yansıtıp, kendine uranyumdan setler çeken bıdık; bil ki dinlenilmeyi bekleyen milyonlarca eşsiz parça var bu dünyada, saplanıp kalma herhangi bir yere. klasik müzik zamanı, right now.

pipi ile pipe arasında bir benzerlik var gibim?

kalçaların çok geniş diye üzülen genç kız, haberin olsun senin de alıcın var. hey koca göt çocuk şu geniş kalçalı kız seni kesio. göbeğini değidirebileceğin bir bel boşluğu belki de kim bilir.

yazın yüzüyorum, yaz sonunda yüzücü vücuduna sahip olacağım. üçgen vücudumun açılarını hesaplamak isteyenler olabilir irtibat numarası bırakıcam.

ben bir cezveyim aysel gürelin delisiyim. mıncırdım yanaklarınızdan. hade bakalaım gıdılarınızı okşaya okşaya kapatın bu sayfayı.

22 Mayıs 2010 Cumartesi

ZikZak zZzZz

sık sık yaparım ben bunu, alabildiğine uzanan şehirler arası bir otobanda güneşin anlında ıssız bir şekilde ters şeritte yürürüm. işlek olmamasına özen gösteririm, adrenalin duygusundan pek bir uzak görünse de karşına çıkaracağı şeylerin sıradışı olması pek bir olağan. ufuk çizgisinin buharlaştığı bir gün yine ayaklarımı eritmeye çabalayan asfalt üzerinde ıslık çalarak devam ediyordum. bir kelebek kondu omzuma, rengarenk kanatlarının içinde mistik bir hava vardı. gözleri gece mavisi, ufak ama keskin bir ışık içinde... kainat rutin hareketini bir anda duraklattı ve o kelebek eşsiz sesiyle kulağıma birşeyler fısıldadı; "benimle gel". herşey bir anda o kadar soft bir hal aldı ki beynimi kurcalayan o ufak kurtlar kendilerini dışarı attılar. herşey şimdi daha bi parlak gökyüzü ise sarımtrak bir moda bürünmüştü, yerküre alabildiğine oynak hareketler içerisinde bana gülümsüyordu. yaşadığım şeylerin gerçek olması veya olmaması beni hiç enterese etmiyor peşine takıldığım kelebeğin hızına ulaşmaya çalışıyordum. "sadece dile"... bi anda kayboldu. şimdi tektim ve herşey stabildi. korkmuyor önüme bakmadan koşuyordum amaçsızca. önüme çıkan her küçük şeyin aslında kendi iç dünyamda yaratmış olduğum karakter ve nesneler ile aşırı derece de benzerlik göstermesi şaşırtıyor ama aptalca bi haz bırakıyordu damağımda. hiç ummadık bi anda bi ışık hüzmesi belirdi, ufaktı fakat albenisi yüksekti. düşünmeden attım kendimi içine, uçsuz bucaksızdı. sesler duyuyordum, yüksek desibele sahip tiz sesler... adeta beynimi ve bedenime hükmeden anlamsız sesler. bedenimin çekirdeğini oluşturan nokta tüm bedenimi kendine çekiyor giderek noktasal bir hal alıyordum. kapladığım hacmin küçülmesi beni aynı zamanda hafifletiyor ve girdiğim girdabın tadını daha lezzetli bir hale çekiyordu. zifiri karanlık içinde belirsiz cisimler seçiyordum, dişleri ve burunları altından. "huzur" diye bağırmaya çabaladığım sırada ses çıkartamadığımı anladım. üzerime çöken bir karaabsan değildi, çözmem pek zor değildi bu durumu. aynı kelebek ile yine karşı karşıyaydım fakat bu sefer ben onun farklı bir alfabeyle hat sanatı icra edilmiş kanadındaydım. gözleri faltaşı gibi açılmıştı, yüzünden ise ne kadar büyük bir korku ve endişeyle bu anı beklediğini belli eden bir imaj rahatça seçilebiliyordu. içleri ısıtan bir gülümsemeyle döndü ve "welcome to nice trip" dedi.

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Ben Bir Cezveyim

birçok badireler atlattık birçoğumuz. aşılması zor tepelerle karşılaştık kelebek ömrü misali kısacık yaşantımızda. kimileri pes dedi orta hakem finito diye haykırdı. yakışmaz usta bu insanoğluna. neler var hayatta yaşamamız için bize bahşedilmiş sayısız "güzellikler" silsilesi. işte bu durumun farkına varabilmemiz içindir popomuzdan şırıngayla kan alınmasının sebebi. bir kavramın güçlü ve cezb edici olabilmesi için zıttının karakteristiği pek bir önemlidir. işte bundan dolayıdır ki her anlamsız olayların içindeyim yeter ulan dediğiniz an getiriverin aklınıza güzel günler sizi bekliyor güneşli günler. az çaba biraz alınteri akıtın gelecektir. hey sen badire atlatmayan ensesi kalın unutma ki küçük şeylerde dahi yaşanan hazzı benim kadar asla bilemeyeceksin. evet evet şuan züğürt tesellisi yapıyorum. ayrıca umut fakirin ekmeği. hade bakalım.

hangi birimiz üniversite yaşamımız boyunca "9a ihale yok 10" deyip batmadık ki?

4 mevsimin tadına ayrı ayrı vardığın sürece sen bu dünyayla alakanı kesmemişsin demektir. ilkbaharın vermiş olduğu hazzı sonbahar asla vermeyecek. ama tam tersi de geçerli. eylülün melankolik kızı sana sesleniyorum, nisandan tad alamamış olmanın nedeni at gözlüğü takmış olman. at gibisin orası ayrı.

yağmurlu günler serisinin ardından her seferinde utkuyla nam-ı diyar doğukan ile istiklale çıktığımız zaman yapmış olduğumuz gözlemlemeler sayesinde ayaklarımız bizi zorla biryerlere götürüyor. müzik kararında, playlist sağlam az volume fazla o kadar, mekan mı kıvamında damsız masa yokken sapsız masa bol. alkol miktarı doğal olaraktan belli bir miktarın üzerinde seyretmeye başladığı anın devamında yaşanan kaynaşmalar, karmaşalar, verilen tokalar, alınan ateşlerin bini bir para. kimi annelere, babalara müteşekkir kalıyoruz, malzemeden hiç çalmamışlar.

evet şişkolar sözüm size. pis dombiller hangi ruh haliyle mini etek giymeye cürret edersiniz? genç yaşta uzun uğraşlar sonu yaratmış olduğunuz selülit tarlalarınızı kendinize saklayın. kaç civan delikanlıyı erkeklikten soğuttunuz o dekolte modelinizle.

insana, insanı, insanla anlatmak.

sonuna -can eklenen isimlerin gelecekte hiç bir şansı olmaması hatta lise çağlarında isim sahibinin, ismi koyan bireyin aile bireylerinin kulaklarını çınlatmasına bile neden olabiliyor. oğulcan... mafya ile girintili çıkıntılı olan adamın oğlunun ismine zoom yap. anne seda sayan orası da ayrı...

abartıldığı kadar beter bir hastalık değil şizofreni, kendimden biliyorum. hatta hastalık bile değil. doğal kafa mertebesinin üst noktasına verilen ad aslında. sessiz dialoglar ile daldan dala atlamak.

travesti sesinden daha berbat bir sese sahip olmak gerçekten güne 17-0 geride başlamanız anlamına geliyor. zaten ses yok, görüntü ise meçhul. sabahın köründe içilen mixe bakar mısın süt, bal, karabiber. iğrenç ötesi. tadı leş ama etkileri kısa sürede ortaya çıkıyor, en azından konuşabilcek konuma geliyorsunuz.

durma yolcu okumaya devam et