6 Aralık 2009 Pazar

sağır adamın sol gözü

dialoglar silsilesi ile başlıorum aslında güne. önce annem giriyor yeni başlayan günüme. yarım saatlik bu süreç berbat başlayıp, "Allaha emanet ol yavrum, Allah zihin açıklığı versin evladım"larla son buluyor.

yürüyorum, kış saatinden dolayı daha gece. sokak lambaları yorulmuşlar, inlemlerini duyar gibiyim. tıkış tıkış bir otobüs geliyor. biniyorum, çile çekip iniyorum.

günün tek güzel kısmına otobüsden iner inmez "bonjour" diyorum. iskeleye kadar yürürken yakılan sigara eşliğinde boğaz kokusuyla ciğerlerimi dolduruyorum. haldun tanerden yükselen tıngırtılar, belli ki hemen yanıbaşında sızmış bulunmakta olan evsiz abiye ninni gibi gelmiş geceleyin. slm veriyorum başımı saygıyla öne eğerek. belki beni görmüyor ama hissediyor, yüzünde acı bir gülümseme, kusura bakma ev biraz dağınık içeri davet edemiyorum dercesine. hava bulutlu, melankolik bir manzara yerleşmiş boğaza. iskele yanındaki trabzanlara yaslanıp, çiseleyen yağmur eşliğinde yüzüme vuran karayelle dalıyorum uzaklara. çok eskilere derin ama acı dolu bir yolculuk. çok seri bir şekilde akıyor parça parça kareler -kimileri çok zarar görmüş-, gözlerde ince bir yaş, derinlerden belli ki... "iskele bütününde beşiktaş yolcusu kalmasın" anonsuyla uyanıyorum bu büyük dramadan. akbil sesleri kafayı sikiyor adeta o içsel yolculuğun ardından. ısrarla her gün benden bozuk para isteyen o sapık geliyor yine yanıma bir sırtlan misali. "abi bozuk, abi bozuk", "ah be koçum yanlış kapılardasın yine"... dıttırı dıt dıııt akbil sesleri arasında hücuma kalkmış bir ordu misali ilk hedefimiz Turgut Reis II. alt katta, dış kısımda oturuyorum yine yanlızım. boy boy manzaralar gözümün önünde beşiktaşa geçene kadar. ömür boyu unutulamayacak anları düşünerek, kimi zaman ise yapılan hataların acısıyla ah ulan rıza çekerek devam ediyor. kendi kalemimi yıllar önce kırmışımda, aslında infazı erteletmişler kimi yersiz sebeplerden dolayı.

iniyorum vapurdan. yıllar öncesine varan tanışmışlığımız, uzun yıllar paylaşmışlığımız olan yaşlı mendilci amca karşılıyor beni. "mendiller 50 kuruş" kısa ve öz konuşuyor yine ama tonlaması ile gerçekten içerde bir yerleri titretmeyi yine başarıyor. üsküdarda ki mendilci teyzeyle aralarını yapacağımı söylemiştim kendisine, tebessüm ilen cevaplamıştı beni."meeendil alllın" teyzeyle, "mendiller 50 kuruş" amca...

okul, okul, okul... kimi zaman eğlence, kimi zaman abazankanos, kimi zaman ise hapis... geliyor ve geçiyor. kalabalık içinde yalnızlığı oynayıveriyor insan yoksul duygular içinde.

taksime gidiyorum. birileri var, ama ben yabancılaşıyorum anlık gelmeler ve gitmeler sayesinde ortama. "tanımlanamayan bir öküz" rolünde başarılıyım. içilen 3-5 bira eşliğinde çerez de ince ve anlamsız muhabetler silsilesi... gecenin bilmem kaçının köründe tanımadığım bir kaç kişi ilen son otobüsdeyim. en ön sırada yalnız başımayım. karanlık sokaklar, sisli... buğulanmış camlar içerde saatler boyu sevişen gençler bulunmakta izlenimi vermekte sanırım dışarıya. kulağıma melodiler fısıldayan bir bayan. yüzünü görmüyorum ama ses tonuyla mest ediyor beni. şarjın bitmesi ile o da alıp başını çekiyor kapıları, pis bir kahpe.

iniyorum, evdeyim, odada, annem yatmış, bense boş işler peşinde debeleniyorum. çaresizliğin göbeğinde, sessizlik ile sevişiyorum. acı çığlıklar atıyor. balkona çıkıp bir sigara yakıyorum. hava yer yer bulutlu, aralardan gökyüzünün iç organlarını kesiyorum. yıldız kayıyor aynı dileği yinelemek acı veriyor bana. yüzümde bir tebessüm beliriyor. sigaranın yanarken çıkardığı o ince çıtır ifadeler eşliğinde dalıyorum düşünceler alemine. umut sarıkaya modeli mutsuzluk pencereleri arasında bile, bu acımtrak olayın iyi yanları arasında kendimi mutlu etmeyi başarabiliyorum. kimileri mazo diyor bense adı bende saklı olan bir kavramla özdeşleştiriyorum bunu. aslında saklamıyorum paylaşımcıyım sadece günde binlerce kez yineliyorum, kendimle paylaşıyorum. evet evet şimdi mi? haykırıyorum. sadece dilek tutabilmek için saatlerce izleyipte yakaladığım, ama sanki gökyüzünde kimseyi siklemeden kafasına göre kayan o yıldızlara haykırıyorum aynı şeyi.

esamesi okunmayan kimi şarkılar eşliğinde yakıyorum cigarımı. bugün hava yine bulutlu bulamayacağım belki kayan bir yıldız koskoca gökyüzünde ama şunu biliyorum katl-i vacip olan bu bünyenin kimi duygular içinde boğulması beni hiç mi hiç rahatsız etmiyor. bir garip insan yine yatağına doğru yol alıyor ve alayınızın yanağına öpücük konduruyor.

6 yorum:

  1. "hergün birbirini görmenin tadı başka, ayrılıp kavuşmanın tadı başkadır" demiş Montaigne...

    YanıtlaSil
  2. 'monteyn mi sikiyoz' demiş ahmet abi :)
    bro imgeler çok fena kutlarım,
    -mendilci teyze ve amcanın semtleri önemli.
    -ev biraz dağınık içeri davet edemiyorum diyen amca
    -yıldız kayması paragrafındaki sitemkar betimlemeler falan ahmet abiyi haklı çıkartan cinsten.

    YanıtlaSil
  3. "ev biraz dağınık içeri davet edemiyorum"

    aynen kanka ben de en çok bunu sevdim :)

    YanıtlaSil
  4. yazının 3 satırlık bir kısmında olsa da,
    itü makina bir bölüm değil, yaşam tarzıdır :)

    YanıtlaSil
  5. kanka hayatımızın her köşesinde makina :)

    YanıtlaSil

durma yolcu okumaya devam et