22 Ekim 2009 Perşembe

Rotten com a Koyacaklar

tarihler yine 2003 sonu 2004 başı. pörç kardeşimiz olanları anlatıyor. onun ağzından dinleyelim

Gebertirim Seni Ha Terbiyesiz Herif

tarihler 2003 sonunu veyahut 2004 başını göstermektedir. pörç kardeşimiz yalova tigemden dondurmacıların oraya kadar süren 5000 metre yarışında koşmaktadır. törtıl kardeşimiz de televizyondan avrasya maratonunda gördüklerini uygulamaya geçirmek ister akabinde olaylar gelişir

20 Ekim 2009 Salı

gadana abla

"güçlü kalemimi" bundan sonra boş mevzular için kullanıcam. köpekler yahu bildiğimiz köpecikler... oraya buraya her yere kaka yapmışlar. çok ayıp , kızdım. sinirimi yanıma "pisi pisi" şeklinde çağırdığım kedinin kafasına attığım "tekmik" ile savuşturmaya çalıştım , yetmedi. kimisi de beyaz kaka yapmış. beyaz da kaka mı olur ulan? kakanında bi ağırlığı vardı eskiden, raconu vardı sıçmanın. nerde o eski kakalar...

ilginç olaylar yaşadım ben bugün. değişik kokular aldım. vapurda güvertede inceden kitabımı okurkene - entellektüel birikim kolay oluşmuo bro! yok yok can sıkıntısı yoksa okumucam yane - arkamda oturan "gadana abla" her ne kadar kendine has güzelliği olsa dahi o fevkalade kokusuyla beynimi uyuşturdu. inceden esen imbat eşliğinde kadıköy sırtlarını toplamaya başlayan gadana 45, beşiktaşa kadar başka nereler bilmem ama beni yerle bir etti hatta "darman durman" dahi oldum. ter denen dışkı sıvı genelde tüketilen ve yanmış olan besin maddesinin esansından esameler taşır, fekat o gelen kokunun nasıl bir besin maddesinden kaynaklandığını ben çözemedim. sabah kahvaltısında uranyum içtim yanında da bi kaç dilimde zirkonyum götürdüm fena gaz yaptı hafız.

aydın boysan çok kral adam yaa. aynı masada oturum bi kaç duble birşey içebilmek için o "gadana ablanın" koltuk altlarına buse dahi kondurabilirim. eski demcilerden hem de en eski. rakıyı okuyan bir insan , ağzıyla içip hayatın farklı tadlarından ortaya bir karışık atıp, yaptığı betimlemeler ile insanı kendi dünyasında büyük bir girdaba sokabilen bir insan. fenafillah seviyesine çokdan oturmuş ama mütevaziliğinden bir gram ödün vermemiş bu zat-ı muhterem üslupu ile de gönüllere taht kurmuştur. bi an düşündümde beraber demlenebilmek için ben o "gadana abla" ile çılgınlar gibi sevişebilirim yahu...

18 Ekim 2009 Pazar

Bazı Bazı..







Biji Serok Apo senin ta aq.

Bu yazı askere yazıldığım için değil 16 ekim cuma günü vizyona giren tamda bu açılım sürecinde barış gibi söylemlerin olduğu yoğun bi gündemde yayınlanmasının maksatlı ve çokda haklı olduğunu söylemeliyim öncelikle sinemacılık açısından değerlendirirsem bu film izlediğim filmler arasında çekim kalitesi, ses ve görsel efektler olarak türk sineması olarak izlediğim en iyi filmdi görüntülerin gerçeğe bu kadar yakın oluşuda filmde oynayan oyuncuların rol yapıyorum ben oyuncuyum tribi olmadan çekmeleridir hiçbirisinin ünlü olmayışı izleyenlere o duyguyu vermekte ve orda oynayanların hepsinin gerçekten yaşayan askerler olduğunu 100%100 biçimde yansıtmasıydı. Şu hepimizin aşık olduğu holivud camiasını yemin ediyorum şu film tokat manyağı yapmazsa hiç bişey bilmiyorum bu senaryonun gerçeğe bire bir oluşu ve senaryonunda kitap metini altyapılı oluşuda seyirciyi fazlasıyla etkiliyo filmden çıkan herkes en az bi 20 dk kendine gelemiyor film olduğunu unutmazsan gel kardeşin paranı iade edicek o bu değil aq dilekçeyi vermeden önce bu film izlemiş olsaydım askerliğimi 2981 yılına erterlerdim gibi geliyo bana :) şaka bi yana içimde ki faşist bi anda uyandı dedim bi tane 3.1 olsa bide sis olucak şimdi allahınızı diye saldırmalıydım ligaya vurduk işide bu film tam bu dönemde o soysuz köpeklerle farklı durumların oluşmasına neden olucaktır ayrıca oraya o karakolu yapan tsk nında o kararları alırken kafalarının boyutunu çok merak ediyorum onun yerine 92 gidenlerin kafalarını kesip aps ile pkk ya yollamaları daha uygun olur diye düşünüyorum film izleyince karakolun yerini görünce ve 2652 mt de kuşun yaşamadığı bölgede o askerler orda tamamen açık hedef ve küçück dağ karakolunda 40 kişi pkk'lı köpeklerin kucaklarına atıldıklarını anladım ve bu sorunun ne kadar büyük olduğunu ve ölenlerin ailelerini sevdiklerini yaşadıklarını ve şuan olanlardan geride kalan şehit yakınlarının neler yaşadığını çok daha iyi anladım türkiyede yapılmış tüm zamanların en iyi filmi hepinizin mutlaka seyretmesi gereken yalnız pkk itlerini güçlü cesur gibi algılamalara neden olabilir cesurlukları tamamen cahilliklerinden ve boku altın zannetmelerinden kaynaklanmaktadır hem üzüldüm hemde gözlerimin yere baktığı bu filmde bu tür önemli bir konunun nerelere taşındığı ve koskaca t.c devletinin ordusunun aciz kalarak 2012 galatasaray başkan adayı apocanın imralıdan maxmur'a barış için gönderilcek ilk grubun hazırlanması emrinin verildiği : (HTTP://www.haberonline.info/news_detail.php?id=4590) şu dönemde herşeyden iğrenir olmamız ve faşist olmak için sevgilimizin verdiği bir kitabın iki tane kırmantozane ' nin çalmasını beklememiz anlamsız geldi bi an son olarak hemen gidiyosunuz ve bu filmi seyrediyosunuz ayrıca yanınızda kim varsa onuda götürüyosunuz haydi devrim çocukları bu ülkeyi üçe bölelim Son olarak NEFES : VATAN SANA CANIM FEDA. filmin tam adı nefes diye başka bi filme gitmeyin aq sonra beyoğlu rüya sinemalarında uyanık ol.

10 Ekim 2009 Cumartesi

Kariyer net'de Penisini açan çocuk

90' ların sonuydu. Türkiye alabildiğine geniş bir yelpazede internet kafelerin esiri olma konumundaydı, bu ülke teknolojiye açtı. genelde amacından farklı olarak kullanılsada bu internet kafeler bilgi öğrenmek ve merak duygusunu biraz olsun köreltmek değil yetişkinlerin arka sıralara geçip birbirinden çirkin adult sitelerde saatler geçirip kimi zaman kendilerini orda kırmak suretiyle eylem gerçekleştirmesi kimi zamanda orda gördüklerini evlerinde hayaldünyalarıyla birleştirip anlamsız zevk ayinleri yaşamalarına sebep olmuştur.Tam bu dönemin ortasınde çok iyi olduğunu düşünen bi tayfa kariyer net isimli bir internet kafede birbirinden ilginç hatta kimilerinin hayal bile edemiyeceği kadar tuhaf anlarla günlerini hatta yıllarını doldurmaktaydılar bu olayların adli bir olaya dönüşmesi an meselesiyken gençler daha başka dallara ve branşlara yöneldiler ama bu çocukların tek bir noktası vardı birlikte olduklarında asla amaçlarının olmayışıydı kısacası ne güzargahları vardı nede nereye gidelim soruları sadece ayaklarıyla hareket eden ve bunun yaparken beyin denilen organı asla devreye sokmayan mutlu ama aslında bir hiç olan bu tayfa hala görenlerin haklarında : gay mi lan bunlar ? bunlar hatta babalarının benim olum gay dedikleri çocuklar bunlar. Velasıl bu internet kafenin işletmecisi emekli karı koca öğretmenlerdi bilgisayarın b si değil kablosunun k sinden anlamayan bu ikili öncesinden sıcak sonrasında inanılmaz depresif bi halde davranıp müşteri işletmeci ilişkilerinden çok uzaklaşan ( gelenlerin etkisi çok fazla ) ve bu çocukların oraya hep gelir haldeyde internet kafenin bi zümresi vardı bir bilgisayarda devamlı fifa oynayan akli dengesi yetersiz bir genç çok nadir gelen güzel tatlı hatunlar ve manyak bir ilkokul öğretmeni olan periydi ve tabi bu şuursuz gençler en coyf adlı oyunda hayatlarının ölüm kalım meseli gibiydi oyun süreleri 2.5 saat sürmese bile oyun kritikleri en az 8 9 saat arasında sürmekteydi hatta birbirlerine mesajla bile oyun hakkında sorular suclamalar yöneltmekteydiler velasıl , yine klasik muazzam bi ancoyf maçında kanlı savaşın sonlarıdır ve bi taraf yenilmektedir yanında ancoyf'u sevmeyen arkadaşı mex ve rex oturmaktadır mex'in birbirinden asker yapmak için et isteyen arkadaşlarına yaptıgı neden et istiyosun lahmacun mu yapıcaksın espirisi litaratürde yerini çoktan almış takımın 4 5 yılında devamlı söylenen gün kurtaran cümle olmuştur bu üçlünden rex ve tex hazin sonlarını beklemekteydiler ki yanda oturan güzel kıza aldırış etmeden tex'in yaptığı akıl almaz hamle yenilginin havasını tamamen dağıtmıştı evet penisini kaldırmış ve dışarı çıkarmıştı ve kimseye seslenmeden öylece ekrana arada da arkadaşlarının suratlarına bakıyordu bunu gören dostlarının yapmış olduğu gülme diye tanımlanan ki bunların arasında o ölmeydi ve ya komaya girmek hatta ve hatta yarılmak (bu tabirlerde onların ne kadar tuhaf olduklarının göstergesidir) ben duyduğum kadarıyla aktarıyorum internet kafede önünde normal zeka bir strateji oyunu açık koşan paladinlerin yanan kalelerin önünde penisini 10 larca insanın içinde dışarıya çıkaran bir psikolojiden bahsediyorum bu olaylara orda oynarken tanık olan birisi olarak geleceğimden ve yaşadığım çevreden şüphe ettim ne olursa olsun bi insan daha çıkıp terörist bile olsa bir toplukta aletini de ne kadar severse sevsim oyunun yenilgisinin hırsını böyle bi eylem yaparak sonlandıramaz ve arkadaşlarına da bu duruma sadece saatlerce gülerek kayıtsız ve seyirci kalmalarını beklemesi ve bundan hoşnut oluşları düşündürücü nokta dahası ona destek verdiler bu tür tayfaları oluşturan kişiler amerikan pastasından gördüklerimizden daha yaratıcı daha fırlama ve dahada ülke boyutlarını zorlamaları hikayede real olan tek şeydi aslında ; ASLINDA ONLAR İNANILMAZDI Bİ BAKIMADA ONLAR HİÇ BİŞEYDİ .

6 Eylül 2009 Pazar

Top Kaçma Sorunsalı

Gelişen bilişim teknolojileri sebebiyle sayıları giderek azalsa da, ağabeylerinden (yani bizden) kalan bu kutlu direnişi sürdürdükleri için kendilerine bir nebze de olsa destek olmak amacıyla bu yazıyı yazıyorum. Her şeyin ‘açılıp’ saçıldığı bu günlerde mahallenin piçlerinin de biraz açılıma ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Her mahallenin hala haklarını saklı tuttuğu bir piç kontenjanı vardır. Bu mahalle piçlerinin bütün işleri dört tane taş ve bir top bulup çift kale maç yapmaktır. Kendi içinde pek çok kural barındıran bu oluşumun onlarca yıldır süregelen en büyük sorunu bilindiği üzere top kaçması vakasıdır. Bu anlar mahallenin piçlerinin ‘ her koyun kendi bacağından asılır’ anlarıdır. Ve bu anlarda genel geçer tek bir kural vardır, o da ‘atan alır’ dır.

Topun sahibini en çok huzursuz eden şey topun nereye kaçacağıdır. Çünkü top dediğimiz şey yuvarlak, topa vuran mahalle piçleri de dengesiz olunca şizofren bir çocuk düşmanı olan yan komşunun bahçesine de kaçabilir, çirkin bir bayan kuaförünün camına da çarpabilir bu top. Bu anlarda mahallenin piçlerinden her hangi birisinin esnaf tarafından boğazlanmasındansa, topun kesilmesi kabul edilebilir bir diyettir. İşte bunu herkes gibi topun sahibi de bilir. Bu onu dehşetle rahatsız eder. Dahası arkadaşlarının onu topu var diye sevdiğini ve takıma aldığını bildiği için top ortadan kalkınca kendisinin de sosyal bir çöküntü yaşayacağını bilir. Mahallenin piçlerinden birinin boğazlanması onu pek ırgalamaz bu yüzden.

Açılımımızın esas oğlanları mahalle piçlerinin esnaf, komşu gibi doğadaki rakiplerinden başka bazen doğrudan doğanın kendisiyle de mücadele etmesi gerekebilir. Yine bu sorunlarının başında gelen denize, dereye ya da göl gibi başka bir su birikintisine kaçan toplar vardır ki bunlar da piçlerimizi epey uğraştırır. Özellikle deniz ve dereye kaçan toplarda su birikintisi epey hareketli olduğu için piçlerimizi kafa ve beden olarak çok yorulurlar, ama asla vazgeçmezler. Bu anlar piçlerimizin bir Arşimet, bir Nivtın hatta bir Aynştayn olduğu, bütün ihtimalleri hesaplayıp topu en hızlı ve en az hasarla nasıl alacağını kestirebildiği, hatta dikkatli bir bakışla binlerce yıl öncesinin avcı - toplayıcı toplumlarının izlerinin görülebileceği anlardır.

Piçlerimiz top kaçma sorununu en aza indirebilmek için çeşitli yöntemler geliştirmiştir. Bunlardan ilki bahsettiğim gibi ‘kişi kendini bilmeli’ temalı ‘atan alır’ konseptidir. Buna ek olarak bir de ‘üç korner bi penaltı’ konsepti vardır ki bu da kısıtlı alanda top oynamak zorunda kalan mahalle piçlerinin kornere tenezzül etmemesi ve çıkan her topu kaleciye aldırma çabasının bir tezahürüdür. Bu sebeple de kimse kaleye geçmek istemez. Kimse kaleye geçmek istemeyince ‘minyatür kale’ konsepti devreye girer ve o andan itibaren de ‘bel üstü gol olmaz’ kuralı geçerli olur. Bel üstü gol olmaz da pis burun vuran, abanan, yeteneksiz olan fakat kendini Oscar de la Javier Bawierra zanneden, genellikle mahallenin piçlerinden birkaç yaş büyük olan, asla ve asla ‘atan alır’ konseptine uymayan kişiliklere karşı geliştirilmiştir.

Bu onurlu direnişin çocuklarının sorunları bu kadarla da sınırlı değil tabi ki de. Kendilerinden kemik yaşı olarak epey büyük olan fakat akıl yaşı olarak aynı şeyleri söyleyemeyeceğimiz pek çok kişi de ‘bi kafalık at bakıyım’ , ‘ver bakiyim bi sektiriyim’ gibi cümlelerle piçlerimizin topuna salça olurlar. Bu kişiler genellikle pazarcı esnafı olur. Piçlerimiz de ‘bi sektir git dayı’ demek yerine eriklerle çileklerle ödeşme yoluna gider.

Eğer top oynanan yer sokak arasıysa ve sağlı sollu park etmiş arabalar mevcutsa, mutlaka bu arabalardan birinin sahibi balkonlardan birine pusuya yatmış, elinde sınaypırıyla beklemektedir. Piçlerimiz bu anlarda arabaların en çok ayna ve anten gibi çıkıntılarına dikkat etmeleri gerektiğini bilirler. Çünkü onlar avcı oldukları kadar av olmanın da ne demek olduğunu bilirler.

Besin zincirinin ve enerji döngüsünün küçük bir yansımasıdır mahalle araları. Piçlerimiz top kovalar, kız kovalar, sapanla kuş kovalar, kedi kovalar; kuaför, araba sahibi, şizofren komşu da onları kovalar.

Hafta sonu uykularımızın katili de olsalar, kafamıza top gelir korkumuzun sebebi de olsalar, salak salak her şeye gülüyor da olsalar, kendimizden birer parça bulabildiğimiz için yaşatılmalıdır mahallenin piçleri ve onların top kaçma sorunsalı . Bu yaşam alanının devamına inandığımız için, bir çocuğun hayatı sokakta öğreneceğini bildiğimiz için, çocukluğumuzu iyisiyle kötüsüyle toplamda çok güzel hatırladığımız için diyoruz ki ‘sadece rolleri değiştirdik, yerimizi onlara bıraktık. Biz şimdi top kesen kuaför, arabasını gözetleyen balkondaki adam, çocuk düşmanı şizofren komşularız. Sadece orada olmayı sevdiğimiz, bunun bir parçası olmaya kendimizi zorunlu hissettiğimiz ve en önemlisi hala çocuk kalabildiğimiz için.'

6 Temmuz 2009 Pazartesi

50 Yıl Sonra Aynı Yerde

Çimlerin üzerinden ağır adımlarla geçerek deniz kenarına kadar yürüdü. Arkasında bıraktığı koca bir ömür, omuzlarında birikmiş yüzlerce anı, bu deniz, bu kayalık bu kaçıp kaçıp geri dönme içgüdüsü… Ne kendisinden, ne yaşadıklarından ne de bu şehirden kaçabiliyordu. Aslında öyle bir amacı da yoktu. Hayat ona başka bir seçenek de bırakmamıştı. Geriye bir tek o kalmıştı ve artık kaçmak yaşattığı bütün insanlara ihanet etmek gibi olacaktı.

Gözleri pek iyi görmüyordu artık aslında ama denizin öte yanındaki büyük şehrin ışıklarını ezbere biliyordu bu kayalıklarda bira içmeye başladığından beri. Yanında, karısının ölmeden bir yıl önce, otuzuncu evlilik yıldönümlerinde hediye ettiği köpeği oturuyordu. Kafasını okşayarak ‘’sizin yaş hesabına göre artık yaşıt sayılırız be ‘Aga’. İşte şimdi isminin hakkını veriyorsun’’ dedi. Bütün bir çocukluğun ve gençliğin özeti olabilecek bir kelimeydi. Köpek sanki bunun ağırlığını hissediyormuş gibi, konuştuğunda her zaman sahibinin yüzüne bakmasına rağmen bu sefer bakmıyordu.

Adam elindeki biradan bir yudum aldı, Aga’nın gözleri karşıya bakıyordu, denizin öte yanındaki şehrin ışıklarına. Adam da öte şehrin ışıklarına daldı. Işıklar yanıyor, ışıklar sönüyordu. Karşıda yaşanan milyonlarca hayat vardı. Aralarından bir ışığa dikkatlice baktı adam. Sevdi ışığı. Ama ışık sanki uzaklaşıyordu ondan. Şehrin ışıkları arasına karışıyordu git gide, diğer ışıklardan bir farkı kalmıyordu sanki. Adam işte, yaşlıydı ya gözleri iyi görmüyordu artık. Bir birayla kafası güzel oluyordu ya da artık. Ama yok yok onun kafasını güzel yapan başka şeyler vardı.

Öte şehrin ışıklarını izlerken gözleri dolmuştu, Aga kafasını adamın dizine dayadı sessizce. Gözleri yaşardıkça ışıklar boyut değiştiriyor, yeni anlamlar kazanıyordu. Tam bu sırada öte şehrin bir yerinde havayi fişekler atılıyordu. O an sanki adamın iç dünyasında kopan fırtınanın yansımasıydı. ‘’belki’’ dedi, ‘’belki eski bir dostun çocuğunun düğünüdür, hatta belki de torununun …’’ belki de çok uzun yıllardır görüşmediği bir dostuydu o. Kimse bilemezdi. Çünkü bilecek kişiler artık yoktu.

Gözlerini kapadığında elli yaş gençleşiyor ilk gençlik yıllarına dönüyordu. Yaşlanmıştı ya gözleri kapalıyken daha iyi görüyordu. Zaten insan gözlerini neden kapatırdı ki, her şeyi daha iyi görmek için değil mi? Görecek bir şey kalmadıysa gördüklerini hatırlamak çoğu zaman daha iyi hissettiriyordu ona.

Gözlerini kapadığında dostları yanındaydı, henüz hatalar yapılmamıştı, yapılsa da kabul ediliyordu henüz. Araya yollar, yıllar girmemişti. Belki hayatla tanışılmamıştı, parayla tanışılmıştı belki ama para kazanma hırsıyla tanışılmamıştı daha, ekmek tam ortadan bölüşülüyordu şarap aynı şişeden içiliyordu, sigarayı bağlıyorlardı azalmaya başladığında.’’ İşte’’ dedi ‘’oradasınız, benimlesiniz hala, ne kadar gitmek isteseniz de,ne kadar göndermek istesem de ordasınız ulan’’

Yıllarca en yakın dostlarına en erken kendisinin öleceğini söylüyordu ama kader en sona onu bırakmıştı. Bütün sevdikleri giderken bir yandan git gide yalnızlaşıyor bir yandan da git gide kalabalıklaşıyordu. Gözleri açıkken göremiyordu belki artık ama kapadığında seslerini duyabiliyordu. Bütün sitemleri, küfürleri, şakaları, tezahuratları, şarkıları türküleri, bütün o rakı sofrasındaki muhabbetleri, biraz daha gençlik yıllarından kalma bütün o kayalıklardaki, manzaralı tepelerdeki muhabbetleri duyabiliyordu. Güzel günleri hatırladıkça gülümseyebiliyordu hala ama o hatalar da peşini bir türlü bırakmıyordu. Sade kendi hataları da değil elbet diğerlerininkiler de. ‘’ Ulan’’ dedi ‘’tamam aramız hiçbir zaman iyi olmadı ama sırf bu yalnızlığı tattırmak için mi tutuyorsun beni hala burada? Biliyorum sen daha yalnızsın üstelik senin kankan falan da yok, sonuçta emir komuta zincirinin tepesindesin, ama anlamadığım bir şey var; madem her şeye gücün yetiyor, hangi azaptan geçerek tanrı oldun?’’

Azap vardı artık, cehennem azabı değildi yalnız, bu azap başka türlü bir azaptı. Bütün bir ömrün çetelesini tutmaya başlamıştı kafasında. Öte tarafa gönderdiği bütün sevdiklerinin parçaları içinde birikiyordu sanki. Her bir zerre için bir kere daha fazla çalışıyordu kafası. Belki de ömrü boyunca hiç düşünmediği, düşünmeye fırsatının olmadığı ya da düşünmeyi ertelediği şeyleri düşünmesi için en sona o kalmıştı. Şimdi hepsinin yerine düşünecekti her şeyi çok da dürüstçe. Belki de azap çeken fakat adaletli olması gereken bir tanrı olmaktı amacı. Zaten tanrı olmaya çalışmayacaksan inanmanın ne anlamı vardı? İnanç aslında güvenmek değil miydi?

Gözlerini açtığında tekrar yetmiş iki yaşında olduğunu anlayınca şaşırdı, oysa demin daha yirmi ikiydi. ‘’Hayat işte, boşuna demiyorlardı bize ‘gözünü bir açmışsın geçmiş olacak’ diye’’. Ama bu göz açıp kapamanın tek taraflı ve tek boyutlu olmadığını da fark etti. Evet hayatı göz açıp kapayana kadar geçmişti belki ama bugün de gözlerini kapadığında eskiye dönebiliyordu.

Gençliğinde yaptığı gibi yaz boyunca her gece o deniz kenarındaki kayalıklara indi. Eskisi gibi içemiyordu tabi ama bir bira mutlaka alıyordu. Asıl önemli olan farksa eskiden sevdikleri yanındaydı, şimdiyse içinde yaşatmak zorundaydı onları. Ve bir de tabi bütün bir gençliğin özeti olan ‘Aga’ yanındaydı, aslında onunla dertleşiyordu iç dünyasındaki kişilerle konuşurken.

O yaz kendisiyle ve içindeki dostlarıyla adam akıllı dertleştikten sonra yaşanan bunca ömrün son kırıntısının kendisi olduğunu fark etti ve en sona belki de bu yüzden kaldığını düşündü. Yaşananlar kainatın anlamsızlığı içinde kaybolmamalıydı. Hayatının yeni amacı buydu. Gözlerini kapadı. Dostları oradaydı. Yollarının kötü ayrıldıkları da oradaydı, son nefesine kadar ayrılmadıkları da. Hayat bu işte hepsini seviyordu. Kötüleri hatırlamıyordu. Belki de hatırlamak ve hatırlatmak istemiyordu. Dünyadan kopardığı o kadar kahkahanın, o kadar göz yaşının, o kadar şarkının, şiirin, o kadar sevginin, o kadar nefretin ödemesini yapmanın zamanıydı. Dünyadan aldıklarını tekrar yerine koymalıydı ki, başkaları da bu gürül gürül akan hayat ırmağından testisini doldurabilsin.

Kalemi ve dili artık çok daha kalabalıktı.

9 Haziran 2009 Salı

taxi driver

günümüz dünyasının karakter kontenjanını çok iyi bir şekilde doldurmayı kendilerine bir borç bilmiş taksi şöförleri üstüne bi kaç bişe karalamak sanırım benim de hakkım. değişik kategorizasyon işlemleri yapılıdğı zaman aslında taksicilerin ne kadar da çok ortak noktaları var diyebileceğiz.

1. hemşeri arayan takiciler: bu tür it sürüsü gibi nüfusunu tavana vurdurmuş türdür. hemen hemen 3 taksicinin 2 si bu türün mensubu olmakla beraber coğrafya ve tarih bilgisi ile göz doldurmaktadır. hepsi kars digora karşı ayrı bir ilgi duyar. bıyıklı, kalın kaşlı ve ağızlarında yıllardır duruyormuş izlenimi veren o izmaritli çatlak dudak imajı ile direk zihinlerde
yer etmiştir bu tipler. taksinin kapısı açılır açılmaz gözleri parlar ve heyecanla soruyu soracağı dakikayı heyecanla bekler. genelde şöyle bir dialog geçer

(t for taxi şöförü, x for x men)
t: nereye?
x: koşuyolu abi.
t: koşuyolunda çok erzincanlı var (sanki nüfus memuru amk. çetelesini mi tuttun godoman). sen "nerelisen"? (sanki şiir yazıyorda kafiye arıyor. yapı nerelisin hatta nerede doğdun. nerelisen diye bir yapı varolmadı)
x: ...(duymamazlıktan gelinir)
t: "DİGORLU"MUSAN GARDAŞŞŞ?
x: sağda müsait bir yerde abi.

2. zamanında en kralı bizdik koçum şeklinde takılan taksiciler: yalan atmayı şiar edinmiş bu tip, fiziksel görünüş olarak ikiye ayrılır. bıyıksız bakımlı genç olan ve kaytan bıyıkları ile ön koltukta oturan müşteriyi gıdıklayan sapık ruhlular.bıyıksız olanlar daha çok zamanın en çapkını bizdik, cengiz hanın torunlarıyız dokunmadık popo bırakmayacağız şeklinde ahkam keserler. kaytanlar ise zamanında buraların deli tayfunu bendim, sıkılmadık topuk bırakmamıştık, 82 leşim var
194 sene mapus yattım ayaklarındadır. şizofrenik yapıya sahip olan bu tür izlediği filmlerdeki karakterleri kendisiymiş gibi görür ve öyle izler.

t: zamanında ahu tuğba ile kankaydık. telefon açardı rasim nerdesin? ne oldu ahu canın yine ne istiyor? dialoglar böyleydi.
x: vay be abi.gençliğinde daş gibi garıydı demi abi? (biz onun gençlik filmlerini izleyip izleyip kendimizi kırıyoruzun biraz daha nazik dille söylenmiş versiyonu)
t: koçum yok be onun memeleri hep pörsümüş portakal kabuğu tadındaydı. ( sanki yıllarca memesinden beslenmiş godoman. koskoca ahu tuğbanın koskoca memelerine sölenecek şey mi yahu) ama iyi sevişirlerdi.
x: hade be ciddi misin abi? (gaza getirmek amacı ile kurulmuş pek bi anlamsız cümle. tabii ki ciddi değil adam ne kafası yaşıyor belli değil)
t: köpek gibi zikişirlerdi. (ahlak kurallarını korumak amacı ile "z" ile yazmadım. adam karikatür dergisinden fırlamış bir karakter olduğundan gerçek hayatında öle konuşuyor) ahu bi de kokardı. leş gibi hem de. sevişirken midesi bulanırdı insanın. (ulan senin götün kokmuş it herif. ahucum koksa koksa gül kokar papatya kokar. ayrıca dialog başlarken kankaydılar 5 dakka sonra sevişmeye başladılar. bu adam beynini eritmiş)

3. dilimi kestiler, ben brüdanım misali takılan taksiciler: taksiye girilen ilk andan son saniyeye kadar tek bir cümle kurmazlar. bakışları ile dertini anlatmaya çalışan bu tür aslında pek bir asosyaldir. tek eğlenceleri o fevkalede teyplerinde ankaranın nadide sanatçılarından kaltak hatice ve pezevenk turgut kasetlerini dinlemektir. o mükemmel olabilitesi monolog
şöyledir

t: ...
x: maltepe mopaşın oraya abi.
t: ...
x: rica etsem müziğin sesini kısabilir miyiz?
t: ...( aile bireylerini çoktan fantezilerini soktuğunu gösteren fena bir bakış)
x: sağda müsait bir yerdet: ...

4. edebiyata düşkün ensesi kalınlar: bunlar genelde biz zamanın beyefendileriydik, istanbula fatih ile beraber girip bugüne kadar tdk yararına çalıştık ayaklarında takılırlar. kurmuş oldukları şaşalı cümleler ile edebiyatçıyız dekoru yaparlar. fakat bir kısmı argo kelimeler ile yazdıkları şiirler ile göz doldururlar.

t: koçum benm şiir kitabım bile var.
x: vay be abim yakışır.
t: dur birini okuyayım sana. (boşver be abi okuma kafamızı sikiceksin gerek yok)
şarabıda içtim
üstüne esrarı da çektim
her çekişimde kaltak seni özledim
senin için ben ne boklar yedim
x: vay be abi güzel olmuş. (bu şiiri yazdığın kadın kesinlikle sana köpek gibi bağlanmıştır) sağda inelim abi. (kaçma çabası)
t: dur bak gençler sizin hayat felsefenizi değiştirecek bir şiirimi de okuyayım sonra inin.
aşık olma sikilirsin
aşık et doya doya sikersin
x: yolumuza ışık tuttun be abi bu eserinle saolasın. (çok sanatsal olmuş pis sapık)

5. ahlak polisleri: bu tür akıl vermekle yükümlü olduğunu zanneder. kendi kafasında oluşturmuş olduğu türü yaratmaya çalışan bu tür pek bir sinir bozucudur. genellikle "sen müslüman değil misin" şeklinde girip olayı çok salak bir yere bağlar. evde karısının ne yaptığı ne ettiği belli değildir. kızının berkcanların partisinde kaç kişiye kucak dansı yaptığının haddi vardır
hesabı yoktur, ama yine de abimiz bize ahlak dersi verir. sen ilk başta içindeki pis düşünceleri yok et fahişe bebesi.

6. formula pilotları: pek bir heyecan tutkunlarıdır bunnar

7. hoş sohbetler: taxi metreyi kapasa da hiç inmesem dedirtirler.

8. babacanlar: abi 2 ytl eksik dedikten sonra abinin vermiş olduğu babacan tepki ardından kulun köpeğin olayım abim ile biter.

9. bölücü kürtler: her boka burunlarını soktukları gibi bu sektörde de hızlı adımlar ile ilerlemektedirler. biz bunların karşısında durmasını bilmediğimiz sürece ağzımızın en orta yerine sıçmaya devam da edeceklerdir. bu konuşmayı bilmeyen, darwinin evrim teorisini teorilikten alıp kanun haline getirebilecek kapasiteye sahiptirler. maymundan gelip evrim dahi
geçirmedik biz direk maymun kaldık diyen bu cins hayatı boyunca zerre kadar ileriye dönük hareket etmemiştir. toplum huzurunu bozmaya çalışan bu pis sapıklar taksisine binen hanımlara cinsel organlarını göstermek koşulu ile tacizin dibine vurmuşlardır. büyük bir kuyruk acıları var herhalde içlerinde kalmış. zamanında inşaat köşelerinde artık başlarına mı bişe geldi yok bi taraflarına "baş" mı geldi belli değildir. arabalarındaki o leş koku doğal esanslarıdır. ütopyanın orta yerine sıçmık şeklinde sıçramış olan kürdistan adlı deli saçması kavramın içinde yaşadıklarını zannediyo olacaklarından araba içinde ne türkçe müzik dinlenir ne de türkçe dialog geçer. bu tiplerin sadece taksicilerine değil alayının köküne kibrit suyu. siktirin gidin birbirinizin bokunu yiyin şerefsiz hainler...

dip not: yazının son başlığı biraz çemkirik oldu. hayvanların ne kadar feci hayvan olduğu geldi de aklıma tutmadım. kuş beyinli götlekler...

dip not 2: yazılabilecek bir kaç tür daha vardı. fekat yazı gereğinden fazla uzun oldu zaten.

6 Haziran 2009 Cumartesi

obama zenci değildir

bölüm 1
gözlerinizi kapayın

öncelikle gözlerinizi kapayın ki anlatacağım masalı daha iyi dinleyin.

hani eski bi afrikalı mı kızılderili mi ne demiş ya ''beyaz adam geldiğinde bizim elimizde topraklar vardı onların elinde incil vardı, bize gözümüzü kapatıp dua etmemizi söylediler. gözümüzü açtığımızda incil bizim elimizde topraklarsa onların elindeydi'' diye işte bugün de oynanan oyun aslında pek farklı değil. ama ben böyle bi niyetle istemedim gözlerinizi kapamanızı. sadece hani o her hafta tarihi bir konuşma yaptığı iddia edilen barak 'hüseyin' obama nın konuşmasını gözünüz kapalı dinlemenizi istiyorum. sizce konuşan gerçekten bir zenci mi? evet evet iyi dinleyin. konuşan bir zenci mi? bob marley mi böyle konuşuyordu yoksa john lee hooker mı? bu tonlama, bu ağız tupac ın mı yoksa martin luther king in mi? bu ses iyi eğitim görmüş götü kalkık bir wasp tan başkasının değil. bu saatten sonra yok sultanahmette kedi sevmeler, yok benim adım hüseyinler, yok ezanlarla büyüdümler, yer miyiz lan biz bunları???

bölüm 2
zıtlıklar aslında aynı şeydir

acaba sistem bir çıkış noktası mı arıyor?

herhalde dünyayı ve dahi amerika birleşik devletlerini yönetenin amerikan başkanı değil, çokuluslu şirketlerin başında bulunan; asla doymak bilmeyen ve bilmeyecek olan o 3-5 aile olduğunu bilmeyen yoktur aramızda. biraz daha düşünelim. ırakta 6 yılda 1 milyon erkeğin kadının kızın oğlanın doğmamış çocuğun ölümüne sebep olan şey neydi? duyar gibi oluyorum. petrol. sadece petrol mü? bunu duyamıyorum galiba. tabi ki hayır. amerikanın silah sanayinin ürettiği mermileri tankları topları tüfekleri bir şekilde eritmesi gerekiyordu. hımmmmmmm galiba biraz daha düşünürsek yeni silahların üretilmesi, fabrikaların çalışması, sistemin iflas etmemesi için üretilmiş olanların nerede tüketileciğini bulabileceğiz. ırakta olabilir mi acaba? zaten bu müslümanlar it gibi ürüyo şunlardan şöyle 1-2 milyon kessek kimsenin sesi çıkmaz baba. fazla uzatmadan dönüyoruz bir bakıyoruz ve ne görüyoruz? aaa çok ilginç obamanın seçim kampanyasına destek veren sermayedarlar da ırak a demokrasi götüren sermayedarlar. herhalde şimdi de abd ye demokrasi götürüyorlar diyip işlerine fazla karışmıyoruz.

bölüm 3
japoncada krizle fırsat aynı kelimeymiş

peki krizin asıl sebebi neydi? krizden en çok etkilenen kim olacak?

kriz aslında üç beş tane gerizekalı bankacının beceriksizliğinden falan ortaya çıkmadı. bunu kabul etmemiz gerekiyor. bu kriz liberalizmin bizzat kendisinin sorunudur. sistem artık tüketilenden fazlasını üretmektedir.bu da onun intiharı olacaktır. evet belki biraz ertelenebilir ama sonuç değişmeyecektir. insanların artık yeni bir araba, yeni bir laptop, yeni bir cep telefonu almak için çok fazla sebebi yok. peki ya üretilenler ne olacak? daha önce üretilip tüketilemeyen mermilere tüfeklere ne olduysa onlara da o olacak. acaba orta doğuya serpiştirilebilir mi?
şimdi tekrar başa dönüp bir daha soruyoruz. krizden en çok kim etkilenecek? hımmmmmmmmmm düşünüyorum ve aklıma nedense misisippi deki zenciler bir de orta doğudaki müslümanlar geliyor. olsun be hacı nası olsa başkan zenci göbek adı da hüseyin açlıktan ölsek gıkım çıkmaz artık. zaten vanda kurban da kesmiştik başkan seçildiğinde.
neyi fark ediyoruz? gerçekten de krizle fırsat eş anlamlıymış. sistem bu krizi de hemen daha fazla sömürmek için fırsata dönüştürmüş ve sömüreceği insanları başkan yapmış. daha önce ne demiştik? zıtlıklar aslında aynı şeydir.

bölüm 4
babadan oğla kalmayan sucuk

sistemin bize öğrettiği şey

şimdi reklamlara dikkat edin çok daha çıkarcı çok daha bireysel çok daha egoist değil mi? bi bakıyorsunuz fest fut reklamlarındaki eleman arkadaşının hamburgerini yemek için devasa kartalını kullanıyor, bi bakıyosunuz sucuk reklamlarındaki baba sucukları çocuğuna bırakmadan bitiriveriyor. bize verilen mesajın farkına vardınız mı? hem de en hayvani duygumuza gönderme yaparak öğrettikleri şeyin farkına vardınız mı? en yakın arkadaşınızın hamburgerini yemek için onu gebertin ya da geberttirin, hele bi de mangal falan yapıyosanız oğlunuzu uzağa gönderip sucukları hemen bitirin. halbuki ortada atlatılmak istenen bir kriz varsa yemeğinizi paylaşın denmesi gerekmez miydi? ama hayır siz birbirinizi öldürün ki bizim de sizi öldürmemiz meşruiyet kazansın.

bölüm 5
yeter aq uzattıkça uzattın

sadede gel lan

netice şudur ki sistem daha çok sömüreceklerine sempatik gelecek bir başkan seçmiştir. bu aslında onlar için bir uyarıdır. kaç ay geçmiştir hala bi boku değiştirememiştir, değiştiremeyecektir de. çünkü sorun sistemin kendisindedir. yıkılacaktır. ama sistem intihar etmek yerine can çekişmeyi tercih etmiştir ve uzatma dakikalarını oynamak için de orta doğuyu seçmiştir. göreceksiniz obamanın görevi aslında orta doğunun tamamını sistemin pazarı haline getirmekten başka bir şey değildir. ne demiştik? sistem artık tüketilenden çok üretiyor. o zaman yeni pazar gerekmektedir. obama bunu yapmaya çalışırken yakışıklılık, sempatiklik, zencilik gibi maskelerinden müslüman olanı seçecek ve bölge halkına sempatik görünmeye çalışacaktır.

şimdi bir daha soruyorum, bu şartlar altında, 50 yıl önce otobüslere cafelere konserlere alınmayan, yüzyıllar boyu kan kusturulan, pazarlarda satılan, hayvandan bile aşağılık görülen bir ırkın temsilcisi midir obama? eğer öyleyse neden sistemin kurtarıcısı olmaya kalkmıştır? onu ve yedi ceddini sürüm sürüm süründüren bu sistem değil miydi?

hepimiz zenciyiz hepimiz etoo yuz hatta maykıl ceksın bile zenci ama obama zenci değil. aslında obama, yazının başında elinde incille gelip gözlerimizi kapamamızı isteyen o adamdan başkası da değil. çünkü gözlerimizi kapatırsak onun bir zenci olduğunun farkına varmayacağız, gözümüzü açtığımızda ise kriz çoktan fırsata dönüşmüş olacak.

dip not: maykıl ceksın ın özel hayatına da değineceğim ilerde.

durma yolcu okumaya devam et